iki insan ve iki fotoğraf


Bu makale 2017-04-29 09:21:03 eklenmiş ve 254 kez görüntülenmiştir.
Fatoş Tekbaş

Savaş kolay bir sözcük, yıkımı felaket, barış zor bir sözcük, ama getirisi büyük...

Yanı başımızda yıllardır kirli bir savaş sürdürülüyor, savaş varsa her şey mübah. Eli silahlı insanlarla barış masasına oturulmaz, savaş kan, gözyaşı, yıkım, tükeniş ve ağıttır. 

Savaşın çıkmasına, çocuklar, kadınlar, yaşlılar ve hayvanlar karar veremez. Savaş önce masumların, yaşlıların ve bebeklerin kapısını çalar ve sormadan yok eder. 

Savaşı zenginler çıkarır ve yoksullar ölür. 

Savaş sefalettir, yokluktur, yakar, yıkar, döker, kırar, yok eder… 

Savaş terminatör gibi, yutar da yutar, doymaz bir ölüm makinesidir. 

***

Bombaların altında, silahların gölgesinde yaşamak, sağ kalmak ya mucize olur, ya da yok olur. Kirli bir dünya, büyüklerin karar verdiği, karanlık bir girdap.  Neden, nasıl, niçin çıktığı belli olmayan savaşların, önce  masum halkı, genci, yaşlısı, bebeği dinlemeden yok ediyor. 

Bu yazıyı yazmama neden olan; Suriyeli gazeteci Abdulkadir Hapak bir gazeteci, önce fotoğrafları çekmiş, ardından çocukların yardımına koşmuş, diğer elinde fotkoğraf makinesi.  

Bu kare dünyanın bütün okullarında birgün ders olarak okutulacak, önce insan, sonra gazeteci diye. 

Suriye’de bir günde 70-80 çocuk ölmüştü.

Ölüm makinesi meydanda çocuklara şeker alacağını söylüyor. Bir çocuk için şeker her daim olağanüstü bir durum, üstelik yokluk, açlık, savaş sizi vurmuşsa, çocuk kendine kurulan tuzağı, riyayı ve hainliğide bilmez. İnanır, kim olursa olsun inanır ve şeker vereceğini söylediği o insana hep birlikte koşar. 

(5 bin kişi, 3 yılık kuşatma kâbusundan uyanmak üzereydi. Gazete Habertürk'ten Nalan Koçak'ın haberine göre çocuklar dağıtılan cips ve şekerlerden alabilmek için koşuşturuyordu. Gazeteci ve aktivist Abdülkadir Habak’sa kamerasıyla olanları kayda geçiriyordu. Bir anda patlama sesi duyuldu, Habak yere düştü. Yaralanmamıştı, hemen ayağa kalktı. Etraf mahşer yeri gibiydi, onlarca ölü ve yaralı öylece yatıyordu. Koşmaya başladı, bir çocuk gözüne çarptı. Öldüğünü düşündüğü çocuğu bir umut kucağına aldı, koşmaya başladı. Hemen yardım görevlilerine teslim etti. Diğerlerine yardım etmek için döndü ama daha fazla gücü kalmamıştı. Bir cansız bedenin yanına çöktü ve haykı-rarak ağlamaya başladı... O anları meslektaşı ölümsüzleştirdi.)

Abdulkadir Habak anlatmaya devam ediyor; “Pek çok kişi can çekişiyordu. O an gazeteciliği bir kenara bırakıp o insanlara yardım etmem gerektiğine karar verdim. Çaresizlik içinde ağlayarak koşmaya başladım. Bir çocuğun yanına gittim ama ölmüştü, bir diğerine doğru yöneldim. Arkadaşlarım 6-7 yaşlarındaki çocuğun öldüğünü söyledi ama emin olmak istedim. Kucağıma aldım, zar zor nefes aldığını fark ettim. Hemen koşmaya başladım.

Çocuğu ambulansa götürdüm, görevlilere teslim ettim. Diğerlerine yardım etmek için geri döndüm, bir çocuğun çıplak cansız bedenini gördüm. Daha fazla dayanamadım, çöktüm, ağlamaya başladım.”

Habak, çocuğu kucağına aldığında Han Şeyhun’daki kimyasal saldırı ve oradaki kurbanları anımsamış: “O nefes almaya çalıştıkça aklıma kimyasal saldırı sonrasında nefes almaya çalışan bir çocuk geldi. ‘Kader beni neden buraya getirdi?’ diye düşündüm... Sadece onlar değil son 6 senede acı çekerken gördüğüm pek çok çocuk aklıma geldi. Halep’teki hastanede yaralı bir çocuğun, yaralı kardeşini teskin ettiği anlar mesela..”

 

İKİ FOTOĞRAF

Biri 1960 yılından, diğeri 2017 yılından …

Şu iki fotoğrafa iyi bakın ve elinizi vicdanınıza koyun. 5 yılı geride bırakan kirli bir savaş, adı üzerinde mezhepler savaşı… Bir gazeteci önce insan olduğunu hatırlayarak, yaralı çocuklara yardım ediyor. 

Gazeteci Abdulkadir Habak ve Kevin Carter

Pulitzer ödülü alan  Kevin Carter bir fotoğraf  çekiyor ve o yıl yılın gazeteci seçilerek Pulitzer ödülünü kazanıyor. Sonra medeni insanlar gazeteciye bir soru soruyor; “O çocuğa ne oldu?” diye.

Cevap veremiyor, sadece o gün gazetecilik yapmış ama insanlığını unutmuştu.

Vicdanı kendisini rahat bırakmadı.

***

Kevin Carter (13 Eylül 1960 - 27 Temmuz 1994) Johannesburg, Güney Afrika Cumhuriyeti doğumlu Pulitzer ödüllü fotoğrafçı ve Bang-Bang Kulübü üyesi.

Fotoğrafçılık kariyerinin büyük bölümünü, son yıllarını yaşayan, Güney Afrika`daki ırkçı Apartheid rejiminde geçirmiştir. 

 

Pulitzer ödüllü 

1994'te fotoğraf dalında Pulitzer ödülü kazanan Kevin Carter`ın çektiği fotoğraf, zayıflıktan ölmek üzere olan siyah küçük kız çocuğu ile yakınında tüneyen akbabayı yansıtmaktadır. Kızın, birkaç kilometre ilerdeki Birleşmiş Milletler yardım kampına gitmek istediği sanılmaktadır.

Bu ânı fotoğrafladıktan sonra akbaba kaçmış, ancak Carter küçük kıza kampa ulaşması için yardım etmemiş, oradan uzaklaşmıştır. Bu yüzden yoğun eleştirilere maruz kalan Carter profesyonel fotoğrafçı olduğunu, yardım görevlisi olmadığını söylerek kendisini savundu. O dönemde, gazeteciler ve fotoğrafçılar, bulaşıcı hastalıklar nedeniyle hasta insanlara dokunmamaları konusunda sıkı biçimde uyarılıyorlardı.

Bu fotoğraf, yardım örgütlerine büyük miktarda maddi kaynak sağladı. Bu olaydan sonra ağır depresyona giren Kevin Carter egzoz verdiği kamyonetinin içinde Walkman ile müzik dinleyerek intihar etti.

***

Kevin Carter yardım etseydi belki bugün yaşıyor olur ve gazeteciliğin seyrini değiştirirdi. 

Demek ki neymiş, savaş’ın kirli yüzünden önce, insanlık geliyor, sonra diğerleri… 

Biliyorsunuz Pulitzer ödüllü bir fotoğraf, halen gazetecilikte ders olarak okutulur. Ödüllü fotoğrafa bakılarak; “Gazetecilik mi, yoksa insanlık mı?” Öyküsü bile insanı  çarpıyor. Bir akbaba, bir çocuk, her ikisi aç, her ikiside yemek arıyor, birinin önünde, diğerinin ise meçhul.

Diğer fotoğraf üç gün önce dünya ajanslarına düştü. Bir gazeteci, Kevin Cater’ı bir yerlerde okumuştur, aynı hataya düşmemek için, yüreğinin sesini dinleyerek o bombalarda ölen ve yaralı olan çocukların imdadına yetişti, yetişebildiği kadarıyla, sonra  her  herde bombadan parçalanmış küçük bedenleri görünce, çaresizce diz çöküp ağlıyor, işte bu dünyanın fotoğrafı olmalı. Önce insan, sonra  gazeteci olunur, diyordu. 

Bir başka şeyi daha insanlığın önüne seriyordu. Kirli bir dünyada, masumlar ölüyordu, savaşın anlamını bilmeden. Ama insanlığın hassiyetini de işte bu fotoğraf kurtarıyordu. 

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
E-Mail Bülten Kaydı
Döviz Kurları
Arşiv Arama
- -

Anket
Adana Belediyelerinden Hangisinin İcraatlerini Daha Çok Beğeniyorsunuz ?
Seyhan Belediyesi
Çukurova Belediyesi
Ceyhan Belediyesi
Kozan Belediyesi
Pozantı Belediyesi
İmamoğlu Belediyesi
Saimbeyli Belediyesi
Aladağ Belediyesi
Feke Belediyesi
Adana Büyükşehir Belediyesi
Yüreğir Belediyesi
Sarıçam Belediyesi
Yumurtalık Belediyesi
Karataş Belediyesi
Tufanbeyli Belediyesi
Karaisalı Belediyesi

Adana doruk Gazetesi
© Copyright 2013 Tüm hakkı www.adanadoruk.com'a aittir..
GÜNDEM
Kadına Şiddet
Anayasa Haberleri
Trafik Kazaları
Yerel Seçimler
CapsLockTR Türkiye'nin Yeni Sosyal Ağı
SPOR
Galatasaray
Fenerbahçe
Basketbol Haberleri
Şampiyonlar Ligi
SİYASET
Recep T. Erdoğan
Devlet Bahçeli
Kemal Kılıçdaroğlu
AKP Haberleri
EĞİTİM
Eğitim Haberleri
Eğitim Bakanlığı
A.Ö.L.
Eğitim Portalı
Öneriler
Halı Yıkama
Perde Yıkama
Acıbadem Halı Yıkama
Ataşehir Halı Yıkama
En Kaliteli Halı Ve Perde Yıkama Siteleri
Sancaktepe perde yıkama
Ataşehir Halı Yıkama
Sancaktepe Halı yıkama
Sancaktepe Halı yıkama
Öneriler