Kur'an Mı, Hadis Mi? (2)


Bu makale 2017-07-27 20:30:51 eklenmiş ve 290 kez görüntülenmiştir.
Doğan Kuşman

Bu AMENU olanlar kimlerse bu kişiler Allah'ın dostu olmayı başarmış kişiler. Nasıl Allah'ın sevgisini kazanmışlar? Gerçek bir Allah sevgisi, Allah'ın Resulüne tam bir teslimiyet ve itaat istiyor.
AL-İ İMRAN - 31:Kul in kuntum tuhibbûnallâhe fettebiûnî yuhbibkumullâhu ve yagfir lekum zunûbekum, vallâhu gafûrun rahîm(rahîmun). De ki: “Eğer Allah'ı seviyorsanız, o zaman bana tâbî olun ki; Allah da sizi sevsin ve sizin günahlarınızı bağışlasın (sevaba çevirsin
). Allah, GAFÛR'ur RAHÎM'dir.
Bu Resul Peygamberimiz SAV Efendimizin Allah'a ve Sırat-ı Müstakime davetine icabet edilmiyor. Bu dönemde Allah'ın bir veli Resulüne itaat edilmesi ise Allah ile insan arasında aracı olmaz diye kabul görmüyor. Bu konuları öğretecek olan kişiler de Kur-an-ı Kerimi yazan kişiler olduğuna göre, bu ayetleri nasıl öğrenecekler?
Çok basit aslında; Allah dilerse her şeyi yapar değil mi? Bakalım öğretiyor mu?
ANKEBUT - 49:Bel huve âyâtun beyyinâtun fî sudûrillezîne ûtûl ilm(ilme), ve mâ yechadu bi âyâtinâ illez zâlimûn(zâlimûne).
Hayır O (Kur'ân-ı Kerim), ilim verilenlerin sînelerinde beyan olunan âyetlerdir
. Ve zalimler hariç, onlar âyetlerimizi bile bile inkâr etmezler.
İşte Allah'ın içimizde bizlere gönderdiği veli Resulleri bu ilim sahibi olan kişiler ayetleri tezekkür ederek nur olarak nefslerinin kalplerine giriyor.
E e; Kur-an-ı Kerim satırdan mı? Yoksa SADIRDAN MI okunuyor? Ne dersiniz? Satırdan okuyorsa hafızlıktan ileri gidemez değil mi?
İlim sahibi olanlar kimler bakalım;
HAC - 54:Ve li ya’lemellezîne ûtul ılme ennehul hakku min rabbike fe yu’minû bihî fe tuhbite lehu kulûbuhum, ve innallâhe le hâdillezîne âmenû ilâ sırâtın mustakîm(mustakîmin).VE KENDİLERİNE İLİM VERİLENLERİN
, onun (irşad makamının, Velî Resûl'ün, Nebî Resûl'ün) söylediklerinin Rabbinden bir hak olduğunu bilmeleri, O'na îmân etmeleri, onların kalplerinin O'nu (Allah'ı) idrak etmesi (kalplerinden ekinnetin alınıp yerine ihbat sistemi konarak kalplerin mutmain olması) içindir. Muhakkak ki Allah, âmenû olanları (Allah'a ulaşmayı dileyenleri) mutlaka Sıratı Mustakîm'e hidayet edendir.
Demek ki ilim sahibi olabilmek Allah'ın içimizden insanlara gönderilen veli Resullerin söylediği Allah'ın ayetlerine iman etmemiz lazım.

Allah ile aramıza aracı sokulmaması söylenen bu dönemde; Nübüvvet sona ermiştir bu neden ile Resul gelmez diyenlerin veli resullerden bi haber olmaları. Kolayına geldiği için de Kur-an-ı Kerim dışında kitaplara başvuranların sahabeler gibi Allah'ın dinini yaşaması mümkün olmayacağına göre nasıl mutlu olacağız ki?
BAKARA - 214:Em hasibtum en tedhulûl cennete ve lemmâ ye’tikum meselullezîne halev min kablikum messethumul be’sâu ved darrâu ve zulzilû hattâ yekûler resûlu vellezîne âmenû meahu metâ nasrullâh(nasrullâhi), e lâ inne nasrallâhi karîb(karîbun).

Yoksa siz, kendinizden önce geçenlerin başına gelenlerin, sizin de başınıza gelmedikçe, cennete gireceğinizi mi zannettiniz? Onlara öylesine şiddetli belâ ve sıkıntılar (felâketler) dokundu ki, resûl ve onun yanındaki âmenû olanlar: “Allah'ın yardımı ne zaman?” diyecek kadar sarsıldılar. Allah'ın yardımı mutlaka yakındır, (öyle) değil mi?
Allah'ın resulüne itaat edemiyorsak ve bu neden ile Allah'ın sevgisini kazanamıyor ve Kur-an-ı Kerim dışında sadece farz olan İslâmın beş şartı yeter diyorsak, işimiz biraz zor değil mi? Çünkü Allah'ın yardımını alamadan mutlu olmak mümkün değil.
Allah'ın Resulüne iman etmiş ve onun bizim takva sahibi olabilmemiz ve nefsimizin terbiye olması için anlattıkları iman etmiş olmalıyız ki Allah'ın kalbimize ihbat koyması ile AMENU olabilelim.
“Ne olacak ki amenu olsak biz zaten amenu, yani iman ediyoruz” diyorsanız. Bakalım amenu muyuz?
HUD - 29:Ve yâ kavmi lâ es’elukum aleyhi mâlâ(mâlen), in ecriye illâ alâllâhi ve mâ ene bi târidillezîne âmenû, innehum mulâkû rabbihim ve lâkinnî erâkum kavmen techelûn(techelûne).
Ve ey kavmim! Buna (tebliğ ettiğim şeylere) karşılık sizden mal olarak (bir şey) istemiyorum. Eğer ücretim (ecrim) varsa ancak Allah'a aittir. Ve ben âmenû olanları ((Allah'a ulaşmayı dileyenleri) tardedecek (uzaklaştıracak, kovacak) değilim. Muhakkak ki onlar, RAB'LERİNE MÜLÂKİ OLACAKLAR (ulaşacaklar). Ve lâkin ben, sizi cahillik eden bir kavim olarak görüyorum.
Hani Allah'ın Resulleri; insanların hepsini, “Allah'a ölmeden ruhumuzu ulaştırmayı dileyin” demelerinin arkasında takva sahibi olabilmesi yatıyor demek.
RUM - 31:Munîbîne ileyhi vettekûhu ve ekîmûs salâte ve lâ tekûnû minel muşrikîn(muşrikîne). O'na (Allah'a) yönelin (Allah'a ulaşmayı dileyin) ve takva sahibi olun. Ve namazı ikame edin (namaz kılın). Ve (böylece) müşriklerden olmayın.
İman Allah'ın resulünün söylediklerine iman ederek itaat etmemiz ile Allah bu insanları hidayete erdiriyor. Çünkü bu kişiler amenu olabiliyor ve Allah da bu kişileri kendisine hidayet ediyor. Şura 13. Ayetin sonunda şöyle vahyediyor; “
allâhu yectebî ileyhi men yeşâu ve yehdî ileyhi men yunîb(yunîbu). Allah, dilediğini Kendisine seçer ve O'na yöneleni, Kendisine ulaştırır (ruhunu hayatta iken Kendisine ulaştırır)”.
KUR-AN-I KERİM DIŞINDAKİ KİTAPLAR İNSANLARI TAKVA SAHİBİ YAPAMAZ VE HİDAYETE ERDİREMEZ.
BAKARA - 2:Zâlikel kitâbu lâ reybe fîh(fîhi), huden lil muttekîn (muttekîne).İşte bu Kitap; O'nda hiç(bir açıdan) şüphe yoktur. TAKVA SAHİPLERİ İÇİN BİR HİDAYETTİR.
Şimdi önemli olan aramızdaki Allah'ın dostu olan bu veli resul kim? Her posta oturan irşat makamı yani imam değildir. Peki, nasıl bulacağız diyorsanız? Kur-an-ı Kerim bunu da açıklamıştır.
NAHL - 9:Ve alallâhi kasdus sebîli ve minhâ câir(câirun), ve lev şâe le hedâkum ecmaîn(ecmaîne). Ve sebîllerin (dergâhlardan Sıratı Mustakîm'e ulaşan bütün yolların yani mürşidlerin) TAYİNİ, ALLAH'IN ÜZERİNEDİR. VE ONDAN SAPANLAR VARDIR. Ve eğer O dileseydi, sizin hepinizi hidayete erdirirdi.
Yani bir insanın gel benim şeyhime, mürşidime tabi ol demesi bu ayete göre şirktir. Yani tövbe haşa Allah bilmiyor da ben daha iyi biliyorum demektir.
İrşat makamını yani Allah'ın tayin ettiği İMAMLARI, veli resulleri Allah'a sormak gerekiyor. Bu Allah'ın özel yardımıdır. İnsanlar her Fatiha okurken Allah’tan ister de ne söylediğini bilemez.
FATİHA - 5:İyyâke na’budu ve iyyâke nestaîn(nestaînu).

(Allah'ım!) Yalnız Sana kul oluruz ve yalnız Senden İSTİANE (mürşidimizi) isteriz.
Allah’tan İSTİANE istiyoruz ne için?
FATİHA - 6:İhdinas sırâtel mustakîm(mustakîme). (Bu istiane'n ile) bizi, SIRATI MUSTAKÎM'e (Allah'a ulaştıran yola) hidayet et (ulaştır).
Allah'a kul olabilmek ve Sırat-ı Mustakim üzeri olabilmek ki bu yol Allah'a ulaştıran yoldur.
YASİN - 61:Ve eni’budûnî, hâzâ sırâtun mustekîm(mustekîmun).

Ve Ben, sizden Bana kul olmanıza (dair ahd almadım mı?) Bu da Sıratı Mustakîm (üzerinde bulunmak)tır.
Allah’tan İSTİANE İLE istenen yardım kalben samimi olan insanların Allah'ın gösterdiği kapıya ulaşmamızı ve Allah'ın ayetleri ile sahabe gibi dinimizi yaşamamıza neden oluyor.
BAKARA - 45:Vesteînû bis sabri ves salât(sâlâti), ve innehâ le kebîretun illâ alel hâşiîn(hâşiîne).(Allah'tan) sabırla ve namazla istiane (yardım) isteyin. Ve muhakkak ki o (hacet namazı ile Allah'a ulaştıracak mürşidini sormak), huşû sahibi olanlardan başkasına elbette ağır gelir.
Kimler huşu sahibidir? Allah'a bu dünyada yaşarken ruhunun Allah'a ulaşarak mülâki olacağına YAKÎN derece iman edenler.
BAKARA - 46:Ellezîne yezunnûne ennehum mulâkû rabbihim ve ennehum ileyhi râciûn(râciûne).O (huşû sahipleri) ki; onlar, Rab'lerine (dünya hayatında) muhakkak mülâki olacaklarına ve (sonunda ölümle) O'na döneceklerine yakîn derecesinde inanırlar.
İstemezsek ne olacak ki dersek; gadap da ve dalâlette kalanlardan oluruz.
FATİHA - 7:Sırâtallezîne en’amte aleyhim gayril magdûbi aleyhim ve lâd dâllîn(dâllîne).O (SIRATI MUSTAKÎM) ki; (başlarının) üzerlerine (Devrin İmamı'nın ruhunu) ni'met olarak verdiklerinin yoludur. ÜZERLERİNE GADAP DUYULMUŞLARIN VE DALÂLETTE KALMIŞLARIN (ALLAH'A ULAŞMAYI DİLEMEYENLERİN) YOLU DEĞİL.
Hacet namazını kılarsak Allah kılanlara üzerlerine nimet (emrinden bir ruh) ile hidayete erdirecek İMAM’INI gösterir.
SECDE - 24:Ve cealnâ minhum eimmeten yehdûne bi emrinâ lemmâ saberû ve kânû bi âyâtinâ yûkınûn(yûkınûne).Ve onlardan, emrimizle hidayete erdiren imamlar kıldık ve sabır sahibi oldukları ve âyetlerimize (Hakk'ul yakîn seviyesinde) yakîn hasıl etmiş oldukları için.
Tabi ki bu imam aynı zaman da veli Resuldür ve risaleti tebliğ ile görevlidir ve aramızdan üzerimize nimet olmak için kılınmıştır.
AL-İ İMRAN - 164:Le kad mennallâhu alel mu’minîne iz bease fîhim resûlen min enfusihim yetlû aleyhim âyâtihî ve yuzekkîhim ve yuallimuhumul kitâbe vel hikmeh(hikmete), ve in kânû min kablu le fî dalâlin mubîn(mubînin). Andolsun ki mü'minlerin (başlarının) üzerine (devrin imamının ruhu) bir ni'met olmak üzere kendi zamanlarında, kendi içlerinden bir resûl beas ederiz, onların aralarında (kendi kavminin içinde) onlara Allah'ın âyetlerini tilâvet eder, onları tezkiye eder ve onlara kitap ve hikmeti öğretir. Ondan evvel (resûle tâbî olmadan evvel) onlar açık bir dalâlet içinde idiler.
İşte Allah'ın tayin ettiği Resuller üzerimize nimet olduğu gibi sadece ayetler ile konuşur ve nefsimizin ıslah olması sağlayarak Kur-an-ı Kerim i öğretip bize hikmeti öğretmesi söz konusudur. Bu nimet veya Allah'ın emrinden olan şey ne derseniz; Bu resulün önünde yapılan bir tövbedir.
NİSA - 64:Ve mâ erselnâ min resûlin illâ li yutâa bi iznillâh(iznillâhi), ve lev ennehum iz zalemû enfusehum câûke festagferûllâhe vestagfere lehumur resûlu le vecedûllâhe tevvâben rahîmâ(rahîmen). Biz, resûlleri ancak Allah'ın izniyle, kendilerine itaat edilsin diye göndeririz. Onlar, nefslerine zulmettikleri zaman eğer sana gelselerdi (tâbî olsalardı) ve Allah'tan mağfiret dileselerdi, Resûl de onlar için mağfiret dileseydi; Mutlaka Allah'ı tövbeleri (her iki tarafın mağfiretini, tövbesini) kabul eden ve rahmet gönderici olarak bulurlardı.
Günümüz de kabul edilmeyen ama Allah'ın olması gerektiğini söylediği tövbe ne fayda sağlıyor bakalım.
FURKAN - 70:İllâ men tâbe ve âmene ve amile amelen sâlihan fe ulâike yubeddilullâhu seyyiâtihim hasenât(hasenâtin), ve kânallâhu gafûren rahîmâ(rahîmen).Ancak kim (mürşidi önünde) tövbe eder (böylece kalbine îmân yazılıp, îmânı artan) MÜ'MİN OLUR VE SALİH AMEL (nefs tezkiyesi) yaparsa, o taktirde işte onların, Allah seyyiatlerini (günahlarını) hasenata (sevaba) çevirir. Ve Allah, Gafur'dur (günahları sevaba çevirendir), Rahîm'dir (rahmet gönderendir).
İşte bu tövbe iman sahibi yapar, ıslah edici amel yaptırır ve bütün günahların sevaba çevrilmesi. Herkes bende tövbe alacağım demesi ile Allah'ın bu lütufları oluyor mu?
FURKAN - 71:Ve men tâbe ve amile sâlihan fe innehu yetûbu ilallâhi metâbâ(metâben).Ve kim (mürşidi önünde) tövbe eder ve salih amel (nefs tezkiyesi) işlerse, o taktirde muhakkak ki o, tövbesi kabul edilmiş olarak Allah'a ulaşır (hayattayken ruhu Allah'a ulaşır).
Tövbenin kabul edilmiş olması için nefsini ıslah olması gerekir ki gerçek bir tövbe olsun.
Bu tövbe sırasında Allah'ın farkına varamadığımız bir çok güzellikler yaşanıyor.
Hidayete erecek ruhu Allah'a ulaşacak kişinin tövbe sırasında vuku bulan olayları Allah hep vahy etmiş.
MU'MİN - 15:Refîud derecâti zul arş(arşi), yulkır rûha min emrihî alâ men yeşâu min ıbâdihî li yunzire yevmet telâk(telâkı). Dereceleri yükselten ve arşın sahibi olan Allah, kullarından (Kendisine ulaştırmayı) dilediği kişinin (Allah'a ulaşmayı dilediği için Allah'ın da Kendisine ulaştırmayı dilediği kişinin) üzerine (başının üzerine) Allah'a ulaşma gününün geldiğini (o kişinin ruhuna) ihtar etmek için, emrinden (Allah'ın emrini tebliğ edecek) bir ruh (devrin imamının ruhunu) ulaştırır.
ALLAH'IN İNSANLARI NE KADAR ÇOK SEVDİĞİNİ ALLAH'IN AYETLERİNDE GÖRÜYORUZ BU BİZİM RABBİMİZE SEVGİMİZİ KAT KAT ARTMASINA NEDEN OLUYOR.
Herkes için geçerli mi? Evet ama insanlardan bazıları bu konuda nasiplenemezler ki bu kişiler ayetlere değer vermezler.


SAF - 7:Ve men azlemu mimmenifterâ alallâhil kezibe ve huve yud’â ilel islâm, vallâhu lâ yehdîl kavmez zâlimîn(zâlimîne).

İSLÂM'A (TESLİME) DAVET OLUNURKEN, ALLAH'A KARŞI YALAN UYDURAN KİMSEDEN DAHA ZALİM KİM VARDIR? Ve Allah, zalimler kavmini hidayete erdirmez.
BU İNSANLARI TEK BİR ÖZELLİĞİ VARDIR;
ENFAL - 23:Ve lev alimallâhu fî him hayren le esmeahum, ve lev esmeahum le tevellev ve hum mu'ridûne(mu'ridûn). Ve Allah, onların (akıl etmeyen sağır ve dilsizlerin) içinde hayır olduğunu bilse (görse) elbette onlara işittirirdi. Ve onlara işittirse bile (onlar), mutlaka dönerlerdi ve onlar yüz çevirenlerdir.
İşte bu kişiler kalplerin de hayır olmayan insanlardır. Sonucunda kararı Allah’ın verdiğini biliyorsak o zaman yapacak tek şey Allah'ın Allah'a davetine icabet etmek.
RAD - 14:Lehu da’vetul hakk(hakkı), vellezîne yed’ûne min dûnihî lâ yestecîbûne lehum bi şey’in illâ kebâsitı keffeyhi ilel mâi li yebluga fâhu ve mâ huve bi bâligıh(bâligıhî), ve mâ duâul kâfirîne illâ fî dalâl(dalâlin).Hakkın daveti O'nadır (Kendisinedir, Allah'adır). O'ndan başkasına davet ettikleri (şeyler), onlara bir şeyle icabet etmezler.
Onlar ancak suya, onun ağzına, suyun ulaşması için avucunu açmış kimse gibidir. O (su), ona ulaşacak değildir. Ve kâfirlerin daveti, dalâletten (su nasıl onların ağızlarına ulaşamıyorsa, dalâlette olanlar da hidayete ulaşamaz) başka bir şey değildir.   
NE DURUYORSUNUZ! ALLAH'IN YARDIMI OLMADAN MUTLU OLAMAZKEN, ALLAH KENDİSİNE ÇAĞIRKEN VE RESULÜ İNSANLARI ALLAH’A AYETLER İLE DAVET EDİYORKEN, ALLAH'A; ÜZERİNİZE NİMET OLACAK İMAMINIZI SORMAYACAK MISINIZ?
ALLAH’TAN İSTEYECEKSİNİZ, KILIN HACET NAMAZI SORUN NE KAYBEDERSİNİZ Kİ?
Hacet namazını perşembeyi cumaya bağlayan gecelerde veya kandil gecelerinde kılınması asildir. Ama bütün gecelerde kılınabilir. Önce boy abdesti alınır. Sonra hacet namazına niyet edilir.
Namazda aşağıdaki âyetler okunur:
1. Rekâtta: Subhaneke + Fatiha + 3 Âyetel Kürsî
2. Rekâtta: Fatiha + Ihlâs + Felâk + Nas.
2. Rekâtın sonunda : Ettehiyyâtü
3. Rekâtta: Fatiha + Ihlâs + Felâk + Nas.
4. Rekâtta: Fatiha + Ihlâs + Felâk + Nas.
Namaz tamamlandıktan sonra Allah’tan hacet neyse o istenir. Allah’tan mürşid istemek için bu namaz kılındıysa mürsid istenir.
Bu namazdan sonra hiç konuşmadan yatmak gerekir. Yatarken kıbleyi sağa alacak şekilde yatak kurulur. Vücudun ön cephesi kıbleye çevrilerek yan üstü yatılır, 3 Âyetel Kürsî okunur ve Allah’tan mürşid istenir. Eğer kişinin haceti mürşid değil de başka bir hedefe ulaşmaksa (zahirî veya Batıni bir hedef olabilir) o hedefe ulaşmak istenir. Sessiz zikir (hafî zikir) bu istekten sonra baslar. Yanüstü yatıldığı için sağ kulak yastığa gelecektir. Bas biraz sağa, sola oynatılarak kulakta kalbin atışlarının, basınç sebebiyle rahatça duyulacağı pozisyona gelinir. Ve kalbin her çift atışında “Allah, Allah” diyerek kişi Allah’ı zikr-i hafî ile (yani sessiz olarak) içinden zikredecektir.
Eğer ilk namazdan sonra yatıldığında birşey görülmez ise tekrar tekrar, her perşembeyi cumaya bağlayan gece namaza devam edilmelidir. Her gece de kılınabilir.

dkusman@yahoo.com

RABBİMİZ BİZLERLE OLSUN.

 

 

 

 

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
E-Mail Bülten Kaydı
Döviz Kurları
Arşiv Arama
- -

Anket
Adana Belediyelerinden Hangisinin İcraatlerini Daha Çok Beğeniyorsunuz ?
Seyhan Belediyesi
Çukurova Belediyesi
Ceyhan Belediyesi
Kozan Belediyesi
Pozantı Belediyesi
İmamoğlu Belediyesi
Saimbeyli Belediyesi
Aladağ Belediyesi
Feke Belediyesi
Adana Büyükşehir Belediyesi
Yüreğir Belediyesi
Sarıçam Belediyesi
Yumurtalık Belediyesi
Karataş Belediyesi
Tufanbeyli Belediyesi
Karaisalı Belediyesi

Adana doruk Gazetesi
© Copyright 2013 Tüm hakkı www.adanadoruk.com'a aittir..
GÜNDEM
Kadına Şiddet
Anayasa Haberleri
Trafik Kazaları
Yerel Seçimler
CapsLockTR Türkiye'nin Yeni Sosyal Ağı
SPOR
Galatasaray
Fenerbahçe
Basketbol Haberleri
Şampiyonlar Ligi
SİYASET
Recep T. Erdoğan
Devlet Bahçeli
Kemal Kılıçdaroğlu
AKP Haberleri
EĞİTİM
Eğitim Haberleri
Eğitim Bakanlığı
A.Ö.L.
Eğitim Portalı
Öneriler
Halı Yıkama
Perde Yıkama
Acıbadem Halı Yıkama
Ataşehir Halı Yıkama
En Kaliteli Halı Ve Perde Yıkama Siteleri
Sancaktepe perde yıkama
Ataşehir Halı Yıkama
Sancaktepe Halı yıkama
Sancaktepe Halı yıkama
Öneriler