Bağlar kopunca...


Bu makale 2017-11-30 21:39:00 eklenmiş ve 223 kez görüntülenmiştir.
Fatoş Tekbaş

Güzü yaşarken, bütün çiçeklerim koparılmışken, beni seven birinin daha bu dünyadan göçüp gittiğini, içime akıttığım yağmurların sel oluşlarını kimseler göremedi. Dağılıverdim inci taneleri gibi, kalbime iyi gelen sesini duyduğumda güçlendiğim babam Memet Usta artık toprak olmuştu. 

O ses ebediyen susmuştu. 

Sanatçı Mümin Sarıkaya’nın dediği gibi; Bu kopuşla ilgili gözümden ve gönlümden o kadar çok şeyler düştü ki...

Bütün inci taneleri kayboldu baba, tesbihin taneleri gibi savruldu dört bir yana, yangınlara, ateşlere attın, günahlarımın içinde kayboldum.  

***

Zeynel; Hadi abla Adıyaman’a gidelim’ dediğinde,  bir ara umutlanır gibi oldum, sonra o 12 Kasım meşum tarih dikildi karşıma. Günün ilk saatlerinde seni alıp götürmüştü, unutmuştum bir an. 

Kurtulmuştun bu dünyadan, gözlerin açık gitmemişti, kendiliğinden kapanmıştı.

Son yıllarda gelenek haline getirdiğimiz yolculuklarımız... 

Bir eksiklikle, bir çok eksik duygularla yola revan olmuştuk. Bir umutla babamı görmek, Hasret gidermek, sarılmak, öpmek, o güzel kokuların sancılarını dindirmekti  tüm arzumuz... Çıkılan yolculuklar bunun içindi. Peki ben kime kavuşacaktım ki, o topraklar benim için ne ifade ederdi ki... 

Hep bu beklenti, hep bu hasret içinde kavuşma sevincini yaşamak... 

Hani çok özlediğim babamı, annemi bir an görmek ümidiyle yola çıkmak, onları hatırlatan bütün yollar, eşyalar, evler bahçeler... 

Bunun gelmeyeceğini bile bile, kendimi kandırdığımı bile bile yola düşmek... 

İyi kötü de olsa babamın kapısını çalmak, o tiz sesiyle “Siz mi geldiniz....” deyişini duymak, cehennemimi, nasılda cennete çevirirdi...

İlk defa bu cümle bana metalik, soğuk, buz gibi geldi.

Ve ben isteksiz...

İçim ilk defa bu kadar bomboş, Deli Dumrul gibi  programsız, düşüncesiz rotasız...

Çok hevesli değildim, ama Besni’ye gidecektim, benim için iyi bir bahane idi. 

*** 

Kim kalmıştı orda veya kimler?

Canım dediğim, kanım dediğim annem kara toprakta.

O defter istemeden de olsa  hesap kendiliğinden kapanıyor.

***

Her sabah koşulsuz kendiliğinden son 15 yıldır o sesi duymadan işime koyulmazdım.

Annem nedir bilemedim, tam sırdaşım olacakken doyamadım.

***

Birbirimize nazlanır, birbirimize kırılır, küser ama yine de barışmayı bilirdik.

Ah o gelenekler tabular var ya...

Beni senden ayıran, hep başını dik tutan, hep bildiğini okuyan, ve hep haklı olduğumu çıkaran zaman...

Birbirimize nazlanır, ağlar, birbirimize gülerdik, biz en çok seninle gülerdik. Birbirimize çok iyi gelirdik.

***

Artan köyüne geldiğimde, kardeşim akrabalarımıza gidelim dediğinde, gidemedim. Ayaklarım götürmedi beni, babamın kapısından ayrılamadım. Babam yoksa, her yer bana dikendi. Kardeşim, ben ve köpeklerim arabanın içinde, babamın kapısının önünde bekledik... 

Belki kapı açılacak, veya pencereden başını uzatacak;  “Siz mi geldiniz çocuklarım” diyecek ve ışıkları yakacak diye umutlandım.  O duvarların yıkılmasını bekledim, onu Kur’an-ı Kerim okurken bulacağımı hayal ettim.

Gökyüzü o kadar parlak. Tam bir yıl önce birlikte gelmiş, iki saat içinde geri dönmüştük. Akrep beni sokmuştu. Babamın köyüne son gelişi olmuştu. 

O sert sesini, kavgalarımızı, atışmalarımızı, küsmelerimizi bile özledim.

Bu düşüncelerle kah uyudum, kah uyandım gökyüzüne baktım, nasılda yakın ve parlaktılar. O gece nasılda sabah olmak bilmedi, ne düşünceler gelip geçti, her bir saniye., yıl gibi vurdu beni içimden. Bir onlar değişmemişti, yerli yerindeydi. 

Sabahın ilk ışıklarıyla arabadan indik, bahçeye attım kendimi, belki babamı tarlanın orta yerinde bulur, birlikte biraz incir, nar, armut veya başka şey toplardım.

***

Yumoş ve Ares bizden önce inmişti. 

Bahçe bahçe olmaktan çıkmıştı. Babamla birlikte sanki tası tarağı toplayıp onlarda gitmişti. Nar dalında tek tük, incirler üzerinde kurumuş, armut küsmüş meyveyi vermez olmuş. Atasözü  gerçekleşmişti, “Bakarsan bağ olur, bakmazsan dağ olur” misali. Onlar da küsmüştü. Elimde mikroskopla incir ve nar aradım. Babamla birlikte yok olmuşlardı.

Sanki bu tarlada babam geziyordu, ama ben görmüyordum. Buraları babam çok severdi, buralarda olmak Robinson Crusoe gibi kendisine çok iyi gelirdi.

Artık buralar bana yabancıydı.  

Bağ ve bahçe de babamla birlikte hayatına son vermişti.

Ve bir kez  daha anladım ki, serap görmek benim için değildi. 

Babamla birlikte öksüz ve yetim kalmış bütün duygularım, bir kandil gibi her gün çırasını yakmaya devam edecek.

Ve ben babamı özlemeye devam edeceğim. 


21.11.2017 BAKÜ


Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
E-Mail Bülten Kaydı
Döviz Kurları
Arşiv Arama
- -

Anket
Adana Belediyelerinden Hangisinin İcraatlerini Daha Çok Beğeniyorsunuz ?
Seyhan Belediyesi
Çukurova Belediyesi
Ceyhan Belediyesi
Kozan Belediyesi
Pozantı Belediyesi
İmamoğlu Belediyesi
Saimbeyli Belediyesi
Aladağ Belediyesi
Feke Belediyesi
Adana Büyükşehir Belediyesi
Yüreğir Belediyesi
Sarıçam Belediyesi
Yumurtalık Belediyesi
Karataş Belediyesi
Tufanbeyli Belediyesi
Karaisalı Belediyesi

Adana doruk Gazetesi
© Copyright 2013 Tüm hakkı www.adanadoruk.com'a aittir..
GÜNDEM
Kadına Şiddet
Anayasa Haberleri
Trafik Kazaları
Yerel Seçimler
CapsLockTR Türkiye'nin Yeni Sosyal Ağı
SPOR
Galatasaray
Fenerbahçe
Basketbol Haberleri
Şampiyonlar Ligi
SİYASET
Recep T. Erdoğan
Devlet Bahçeli
Kemal Kılıçdaroğlu
AKP Haberleri
EĞİTİM
Eğitim Haberleri
Eğitim Bakanlığı
A.Ö.L.
Eğitim Portalı
Öneriler
Halı Yıkama
Perde Yıkama
Acıbadem Halı Yıkama
Ataşehir Halı Yıkama
En Kaliteli Halı Ve Perde Yıkama Siteleri
Sancaktepe perde yıkama
Ataşehir Halı Yıkama
Sancaktepe Halı yıkama
Sancaktepe Halı yıkama
Öneriler