Kur-an-ı Kkerim'i yerine getirip uygulamadıkça, bir din üzere değilsiniz


Bu makale 2018-01-01 12:46:35 eklenmiş ve 120 kez görüntülenmiştir.
Doğan Kuşman

(2)  

AL-İ İMRAN - 51:İnnallâhe rabbî ve rabbikum fa’budûh (fa’budûhu), hâzâ sırâtun mustakîm(mustakîmun). Allah, hiç şüphesiz benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir. O halde (öyleyse) O'na kul olun. İşte bu SIRATI MÜSTAKİM dir.
Sırat-ı Mustakim üzeri olan kişiler Allah'a kul olan kişiler. Peki; bu sıratı müstakim üzerinde nasıl olunur. Tabi ki Allah’dan talep ederseniz, Allah sizi sıratı müstakim üzeri kılar. Her gün okuduğunuz surenin içinde olan bir ayet;
FATİHA - 5:İyyâke na’budu ve iyyâke nestaîn(nestaînu).

(Allah'ım!) Yalnız Sana kul oluruz ve yalnız Senden İSTİANE (mürşidimizi) isteriFATİHA - 6:İhdinas sırâtel mustakîm(mustakîme). (Bu istiane'n ile) bizi, SIRATI MUSTAKÎM'e (Allah'a ulaştıran yola) hidayet et (ulaştır).
Her gün okuduğumuz ama ne söylediğimizin farkında olmadığımız bir ayet. Yalnız Allah'a kul olabilmek için özel bir yardım ile sıratı müstakim üzeri olmayı istiyoruz. Allah'ın kalben samimi olarak dileyeni ulaştıracağı bir yol. Allah böyle bir dileğe icabet eder mi? Kalben samimi olarak davete icabet ederek teslimleri yerine getirmek isteyenlere mutlaka icabet eder.
NİSA - 175:Fe emmellezîne âmenû billâhi va’tesamû bihî fe se yudhıluhum fî rahmetin minhu ve fadlın ve yehdîhim ileyhi sırâtan mustekîmâ (mustekîmen). Allah'a âmenû olanları ve O'na sarılanları (sarılmayı dileyenleri), Allah kendinden bir rahmetin ve fazlın içine koyacak ve onları, Kendisine ulaştıran Sıratı Mustakîm'e (Allah'a ulaştıran yola) hidayet edecektir, ulaştıracaktır.
Halk arasında tarikat üzeri denilen, sıratı müstakime davete edilen ve davete icabet edenleri, Allah rahmeti ve fazlının içine alıp, bu yol ile kendisine ulaştırdığı kullarını, Allah'ın ahlakı ile ahlaklandırır ve yolun sonun da Allah'a teslim olacakları bir olgunluğa getirir. Çünkü onlar Allah'ın veçhini dileyenlerdir.
RAD - 22:Vellezîne saberûbtigâe vechi rabbihim ve ekâmûs salâte ve enfekû mimmâ rezaknâhum sirren ve alâniyeten ve yedreûne bil hasenetis seyyiete ulâike lehum ukbed dâr(dâri). Onlar, sabırla Rab'lerinin vechini (Zat'ını, Zat'a ulaşmayı ve Allah'ın Zat'ını görmeyi) dileyenler ve namazı ikame edenler, onları rızıklandırdığımız şeylerden gizli ve açıkça infâk edenlerdir. Ve seyyiati, hasenat ile (iyilikle) savan kimselerdir. İşte onlar için, bu dünyanın (güzel bir) akıbeti (sonucu) vardır.

Nedeni mi? İblis intikam alabilmek için var gücü ile bu Sırat-ı Müstakim üzeri olan Allah'ın kullarına saldıracaktır.
İşte kalpleri şüpheden ve korkudan uzak olan ve imanları tam olan bu insanlar menzile (sonuca) ulaşırlar.
EN'AM - 82:Ellezîne âmenû ve lem yelbisû îmanehumbi zulmin ulâike lehumul emnu ve hum muhtedûn(muhtedûne). Âmenû olan kimseler ve îmânlarını zulümle karıştırmayanlar, işte onlar (korkudan) emindirler. Ve onlar hidayete erenlerdir.
Ama imanlarına zulüm karıştıranlara iblis musallat olur. Onların imanlarında şüphe vardır.
SEBE - 21:Ve mâ kâne lehu aleyhim min sultânin illâ li na’leme men yû’minu bil âhireti mimmen huve minhâ fî şekk(şekkin), ve rabbuke alâ kulli şeyin hafîz(hafîzun).Ve onun (iblisin) onlar üzerinde bir sultanlığı (nüfuzu, tesiri) yoktu. Ahirete (hayatta iken ruhunu Allah'a ulaştırmaya) inanan kişi ile ondan (Allah'a ulaşmaktan) şüphe içinde olanları bilmemiz için (iblisle onları imtihan ettik). Ve senin Rabbin her şeyi hıfzedendir.
Onun için şeytan, Sırat-ı Mustakim üzeri oturacağım der. Demek ki davete icabet etmiş ama hidayetten sonra şüpheye düşen Allah'ın kullarını yoldan çıkarmaya çalışıyor.
A'RAF - 16:Kâle fe bimâ agveytenî le ak'udenne lehum sırâtekel mustekîm(mustekîme).(İblis): “Bundan sonra, beni azdırman sebebiyle, mutlaka Senin Sıratı Mustakîmin'e onlara karşı (mani olmak için) oturacağım.” dedi.
Demek ki Allah'ın kullarına yani Sırat-ı Müstakim üzeri olan Allah'ın kullarına saldırıyor. Allah'a dost olanlara karşı düşmanlığını saklamıyor.
NİSA - 118:Leanehullâh(leanehullâhu), ve kâle le ettehizenne min ibâdike nasîben mefrûdâ(mefrûdan).Allah, ona (şeytana) lânet etti. O da dedi ki: “Elbette ben, Senin kullarından belirli bir pay edineceğim.”
Başarıl oluyor mu? Kesin, iblis verdiği sözü tutuyor.
İBRÂHÎM - 22:Ve kâleş şeytânu lemmâ kudıyel emru innallâhe veadekum va’del hakkı ve veadtukum fe ahleftukum, ve mâ kâne liye aleykum min sultânin illâ en deavtukum festecebtum lî, fe lâ telûmûnî ve lûmû enfusekum, mâ ene bi musrihikum ve mâ entum bi musrıhıyy(musrıhıyye), innî kefertu bi mâ eşrektumûni min kabl(kablu), innaz zâlimîne lehum azâbun elîm(elîmun). Şeytan, emir yerine getirildiği zaman şöyle dedi: “Muhakkak ki; Allah, size “hak olan vaadini” vaadetti. Ve ben de size vaadettim. Fakat ben, vaadimden döndüm. Ve ben, sizin üzerinizde bir güce (sultanlığa, yaptırım gücüne) sahip değilim. Sadece sizi davet ettim. Böylece siz, bana icabet ettiniz. Artık beni kınamayın! Kendinizi kınayın! Ve ben, sizin yardımcınız değilim. Siz de, benim yardımcım değilsiniz. Gerçekten ben, sizin beni ortak koşmanızı daha önce de inkâr ettim. Muhakkak ki; zalimlere acı azap vardır.”
Demek ki şeytan; sıratı müstakim üzeri olup şüphe içinde olan, Allah'a kul olup irşat makamına itaat etmeyen müritler ilgileniyor diye biliriz.
O zaman İslam’ın beş şartı, farz olduğu halde teslimleri sağlayamadığına ve Sırat-ı Müstakim ulaşmak ve üzeri olmak dileği olmadan nefisleri ile hareket eden ve Allah'ın kendisine davetine icabet etmeyen kişilerin Allah’la beraber olmadıkları anlaşılıyor.
NEML - 80:İnneke lâ tusmiul mevtâ ve lâ tusmius summed duâe izâ vellev mudbirîn(mudbirîne).Muhakkak ki sen, ölülere işittiremezsin ve arkasını dönüp kaçan sağırlara da (Allah'ın) davetini işittiremezsin.
Allah'ın davetine icabet etmeyenler için Allah ölü ve sağır olarak ifade ediyor. Allah kendisine davet ediyor mu? Evet.
RAD - 14:Lehu da’vetul hakk(hakkı), vellezîne yed’ûne min dûnihî lâ yestecîbûne lehum bi şey’in illâ kebâsitı keffeyhi ilel mâi li yebluga fâhu ve mâ huve bi bâligıh(bâligıhî), ve mâ duâul kâfirîne illâ fî dalâl(dalâlin).Hakkın daveti O'nadır (Kendisinedir, Allah'adır). O'ndan başkasına davet ettikleri (şeyler), onlara bir şeyle icabet etmezler. Onlar ancak suya, onun ağzına, suyun ulaşması için avucunu açmış kimse gibidir. O (su), ona ulaşacak değildir. Ve kâfirlerin daveti, dalâletten (su nasıl onların ağızlarına ulaşamıyorsa, dalâlette olanlar da hidayete ulaşamaz) başka bir şey değildir. 
Bir insan Allah'ın davetine neden icabet etmez ki? Her şeyin sahibi Allah'ın varlığından şüpheleri olmalı veya iblisin yanında yer almayı tercih ettikleri içindir diye düşünüyorum.
Tabi ki iblisin de bir görevi var. Allah ona müsaade verdiğine göre yaptığı hizmet mutlaka bir belirsizliği ortadan kaldırmak içindir. Bakalım ne iş yapıyormuş.
AL-İ İMRAN - 179:Mâ kânallâhu li yezerel mu’minîne alâ mâ entum aleyhi hattâ yemîzel habîse minet tayyib(tayyibi), ve mâ kânallâhu li yutliakum alel gaybi ve lâkinnallâhe yectebî min rusulihî men yeşâu fe âminû billâhi ve rusulih(rusulihî), ve in tu’minû ve tettekû fe lekum ecrun azîm(azîmun).” Allah mü'minleri; pisi, temizden ayırıncaya kadar, şu üzerinde bulundukları hâl üzere bırakacak değildir. Allah sizi gayb üzerine (gaybten) haberdar edecek de değildir. Fakat Allah, resûllerinden dilediği kimseyi seçer, (gaybı ona, o resûlüne bildirir). O halde, Allah'a ve O'nun resûllerine îmân edin. Ve eğer îmân eder ve takva sahibi olursanız, o zaman sizin için ECRUN AZÎM (büyük mükâfat) var.
Demek ki müminlerden temizi de var pisi de var. Allah mümin derken bu kişilerin nefislerini ıslah eden kullarından bahsediyordur, çünkü mümin tarifi nefsini ıslah eden veya Salih amel işleyen kulları için geçerlidir.
NİSA - 124:Ve men ya’mel mines sâlihâti min zekerin ev unsâ ve huve mu’minun fe ulâike yedhulûnel cennete ve lâ yuzlemûne nakîrâ(nakîren).Ve erkeklerden ve kadınlardan kim salih amelde bulunursa, kim salih amel işlerse yani nefsi (tezkiye edici amel) işlerse onlar, mü'minlerdir. İşte onlar, cennete girerler ve onlara zerre kadar, hurma çekirdeğinin lifi kadar zulüm yapılmaz.
Peki; bu müminlerden pis olanı ne demek ki Allah bir temizlik işi mi gerçekleştiriyor.
EN'AM - 125:Fe men yuridillâhu en yehdiyehu yeşrah sadrehu lil islâm(islâmi), ve men yurid en yudıllehu yec’al sadrehu dayyikan haracen, ke ennemâ yassa’adu fîs semâi, kezâlike yec’alûllâhur ricse alâllezîne lâ yu’minûn(yu’minûne).Öyleyse Allah kimi Kendisine ulaştırmayı dilerse onun göğsünü yarar ve (Allah'a) teslime (İslâm'a) açar. Kimi dalâlette bırakmayı dilerse, onun göğsünü semada yükseliyormuş gibi daralmış, sıkıntılı yapar. Böylece Allah, mü'min olmayanların üzerine pislik (azap, darlık, güçlük) verir.
Buradan anlaşılıyor ki, Allah'a davet edilen ve davete icabet etmeyen kişiler ile hidayetten sonra Allah'ın irşad davetine icabet etmeyen kişilerden bahsediliyor.
BAKARA - 186:Ve izâ seeleke ıbâdî annî fe innî karîb(karîbun) ucîbu da’veted dâi izâ deâni, fel yestecîbû lî vel yu’minû bî leallehum yerşudûn(yerşudûne).Ve kullarım sana, Benden sorduğu zaman, muhakkak ki Ben, (onlara) yakınım. Bana dua edilince, dua edenin duasına (davetine) icabet ederim. O halde onlar da Bana (Benim davetime) icabet etsinler ve Bana âmenû olsunlar (Bana ulaşmayı dilesinler). Umulur ki böylece onlar irşada ulaşırlar (irşad olurlar).
Allah; hidayetten sonra Allah'ın davetine icabet ederek irşada ulaşılmasını istiyor. Aksi halde davete icabet etmeyen kişilerin duasına icabet etmemesi söz konusu olacaktır. Ayette Allah kullarının duasına icabet edeceğini, fakat şartı var dua eden kulunun da Allah'ın davetine icabet etmiş olması gerekmektedir ve sonuçta irşada ulaşması söz konusudur. Allah'ın kulum dedikleri kişilerin mutlaka Sırat-ı Müstakim üzeri olmaları söz konusudur.
AL-İ İMRAN - 51:İnnallâhe rabbî ve rabbikum fa’budûh (fa’budûhu), hâzâ sırâtun mustakîm(mustakîmun). Allah, hiç şüphesiz benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir. O halde (öyleyse) O'na kul olun. İşte bu SIRATI MUSTAKÎM'dir.
Sırat-ı Müstakim üzeri olan ve Allah'ın kullarım dediği kişiler; Allah'a davet eden kişilerin davetine icabet etmiş veya davete icabetten sonra hidayete ererek teslimlere giden kişileri, Allah mutlaka kendisine ulaştırılacaktır.
NİSA - 175:Fe emmellezîne âmenû billâhi va’tesamû bihî fe se yudhıluhum fî rahmetin minhu ve fadlın ve yehdîhim ileyhi sırâtan mustekîmâ (mustekîmen). Allah'a âmenû olanları ve O'na sarılanları (sarılmayı dileyenleri), Allah kendinden bir rahmetin ve fazlın içine koyacak ve onları, Kendisine ulaştıran Sıratı Mustakîm'e (Allah'a ulaştıran yola) hidayet edecektir, ulaştıracaktır. 
İnsanlar hidayete adım atmadan dalalette oldukları ve ruhun hidayetinden sonra yozlaşır ve Allah'ın elçisinden farklı bir yol tutarsa dalalette kalır ve hidayetine karşı dalaleti satın almıştır.

Devam edecek 

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
E-Mail Bülten Kaydı
Döviz Kurları
Arşiv Arama
- -

Anket
Adana Belediyelerinden Hangisinin İcraatlerini Daha Çok Beğeniyorsunuz ?
Seyhan Belediyesi
Çukurova Belediyesi
Ceyhan Belediyesi
Kozan Belediyesi
Pozantı Belediyesi
İmamoğlu Belediyesi
Saimbeyli Belediyesi
Aladağ Belediyesi
Feke Belediyesi
Adana Büyükşehir Belediyesi
Yüreğir Belediyesi
Sarıçam Belediyesi
Yumurtalık Belediyesi
Karataş Belediyesi
Tufanbeyli Belediyesi
Karaisalı Belediyesi

Adana doruk Gazetesi
© Copyright 2013 Tüm hakkı www.adanadoruk.com'a aittir..
GÜNDEM
Kadına Şiddet
Anayasa Haberleri
Trafik Kazaları
Yerel Seçimler
CapsLockTR Türkiye'nin Yeni Sosyal Ağı
SPOR
Galatasaray
Fenerbahçe
Basketbol Haberleri
Şampiyonlar Ligi
SİYASET
Recep T. Erdoğan
Devlet Bahçeli
Kemal Kılıçdaroğlu
AKP Haberleri
EĞİTİM
Eğitim Haberleri
Eğitim Bakanlığı
A.Ö.L.
Eğitim Portalı
Öneriler
Halı Yıkama
Perde Yıkama
Acıbadem Halı Yıkama
Ataşehir Halı Yıkama
En Kaliteli Halı Ve Perde Yıkama Siteleri
Sancaktepe perde yıkama
Ataşehir Halı Yıkama
Sancaktepe Halı yıkama
Sancaktepe Halı yıkama
Öneriler