İnanıyorum demekle, iman sahibi olunmaz (I)


Bu makale 2018-05-30 20:29:24 eklenmiş ve 81 kez görüntülenmiştir.
Doğan Kuşman

İNANIYORUM DEMEKLE İMAN SAHİBİ OLUNMAZ;
Rabbimiz iman konusunda ne söylüyor Kur-an-ı Kerim’e bakmamız lazım. Allah'ın sözlerine itiraz olmaz inşallah.
MUCADELE - 22: Lâ tecidu kavmen yû’munûne billâhi vel yevmil âhîri yuvâddûne men hâddallâhe ve resûlehu ve lev kânû âbâehum ve ebnâehum ve ihvânehum ev aşîretehum, ulâike ketebe fî kulûbihimul îmâne ve eyyedehum bi rûhinminh(minhu), ve yudhıluhum cennâtin tecrî min tahtihel enhâru hâlidîne fîhâ, radıyallâhu anhum ve radûanh(anhu), ulâike hizbullâh(hizbullâhi), e lâ inne hizbullâhi humul muflihûn(muflihûne).
Allah'a ve âhiret gününe (ölmeden önce Allah'a ulaşmaya) îmân eden bir kavmi, Allah'a ve O'nun Resûl'üne karşı gelenlere muhabbet duyar bulamazsın. Ve onların babaları, oğulları, kardeşleri veya kendi aşiretleri olsa bile. İşte onlar ki, (Allah) onların kalplerinin içine îmânı yazdı.Ve onları, Kendinden bir ruh ile destekledi (orada eğitilmiş olan, devrin imamının ruhu onların başlarının üzerine yerleşir). Ve onları, altından nehirler akan cennetlere dahil edecek. Onlar orada ebediyyen kalacak olanlardır. Allah, onlardan razı oldu. Ve onlar da O'ndan (Allah'tan) razı oldular. İşte onlar, Allah'ın taraftarlarıdır. Gerçekten Allah'ın taraftarları, onlar, felâha erenler değil mi?
Demek ki iman Allah tarafından bazı insanların kalbine Allah tarafından yazılıyor. O zaman iman ve inanç konusu yeterli bilinmiyor ki insanlar bilgilendirilmemiş ve her inançlı insan İslâm’ın beş şartının yeterli olduğuna inanıyor.
Mesela Peygamber Efendimiz döneminde; Peygamberimizi görerek önünde elini öperek tövbe eden Arapların “kalplerine İMAN girmedi” diyor Rabbimiz.
HUCURAT - 14:Kâletil a’râbuâmennâ, kul lemtu’minû ve lâkin kûlûeslemnâ ve lemmâyedhulilîmânu fî kulûbikum, ve in tutîullâhe ve resûlehu lâ yelitkummina’mâlikumşey’â(şey’en), innallâhegafûrun rahîm(rahîmun).Araplar: “Biz âmenû olduk.” dediler.
(Onlara) de ki: “Siz âmenû olmadınız (Allah'a ulaşmayı dilemediniz). Fakat: “Teslim olduk.” deyin. Kalplerinize (içine) îmân girmedi. Ve eğer Allah'a ve O'nun Resûlü'ne itaat ederseniz (Allah'a ulaşmayı dilerseniz), amellerinizden bir şey eksiltmez. Muhakkak ki Allah; Gafur'dur, Rahîm'dir.”
Hani kitaplarda (halâ yazıyor mu bilmem) “Peygamber Efendimizi görenler SAHABEDİR” diye öğretilirdi. Ne oldu da ayetlere inkâr edercesine bizlere bunları öğretmeye çalıştılar? Rabbimiz Hucurat 14. Ayetin de”
Araplar; “Biz âmenû olduk.” dediler” ama kalplerine İMAN girmedi deniyor. AMENU olmak nasıl bir şey, demek ki bizim öğrenemediğimiz; NASIL AMENU OLUNUR?
HUD - 29:Ve yâ kavmi lâ es’elukum aleyhi mâlâ(mâlen), in ecriye illâ alâllâhi ve mâ ene bi târidillezîne âmenû, innehum mulâkû rabbihim ve lâkinnî erâkum kavmen techelûn(techelûne).
Ve ey kavmim! Buna (tebliğ ettiğim şeylere) karşılık sizden mal olarak (bir şey) istemiyorum. Eğer ücretim (ecrim) varsa ancak Allah'a aittir. Ve ben âmenû olanları (Allah'a ulaşmayı dileyenleri) tardedecek (uzaklaştıracak, kovacak) değilim.Muhakkak ki onlar, Rab'lerine mülâki olacaklar (ulaşacaklar). Ve lâkin ben, sizi cahillik eden bir kavim olarak görüyorum.
Rabbimiz, kendisine ulaşacak olanlara amenu ifadesini kullanıyor. Peki, bize Allah'a ulaşmayı dileyin diyen birine rastladınız mı? Zaten rastlasanız da onlara SAPIK dersiniz. Hep böyle olmuyor mu? Daha önceden dini öğretmek ile görevli din adamları, yani sâdat ve küberalar bizlere öğretmedi diye. Allah'ın vahyini bizlere aktaranlara kötü sözler söylemiyor muyuz? Kötü söz söyleyen bir kişinin iman sahibi olabileceğini düşüne biliyor musunuz?
AHZAB - 67:Ve kâlû rabbenâ innâ ata’nâ sâdetenâ ve kuberâenâ fe edallûnes sebîl(sebîlâ).
Ve cehennemde olanlar derler ki: "Yarabbi, muhakkak ki biz, sâdatlarımıza(dînde ileri gidenlerimize) ve küberamıza (büyüklerimize) itaat ettik. Ve böylece Senin yolundan (Sıratı Mustakîmi'nden) saptık."
İşte Allah'ın yolunu bilmeyen insanları Allah'a davet etmeyen bu din görevlileri için Rabbimiz ne diyor.
AHZAB - 68:Rabbenâ âtihim dı’feyni minel azâbi ve lanhumla’nen kebîrâ(kebîren).
Rabbimiz, onlara iki kat azap ver ve onları büyük bir lânetle lânetle.
Allah'ın yolundan sapılırsa ne olur? Allah'a ulaşamazsınız, çünkü Allah kendisine Sırat-ı Müstakim (istikametlenmiş yol) ile amenu olanları ulaştırıyor.
NİSA - 175:Fe emmellezîne âmenû billâhi va’tesamûbihî fe se yudhıluhum fî rahmetin minhu ve fadlın ve yehdîhim ileyhi sırâtan mustekîmâ (mustekîmen). Allah'a âmenû olanları
ve O'na sarılanları (sarılmayı dileyenleri), Allah kendinden bir rahmetin ve fazlın içine koyacak ve onları, Kendisine ulaştıran Sıratı Mustakîm'e (Allah'a ulaştıran yola) hidayet edecektir, ulaştıracaktır.
Sırat-ı Mustakim e doğru yol; hidayete doğru yol olarak ifade eden bu kişiler, Rabbimiz “Sıratı Mustakîm'e
(Allah'a ulaştıran yola) hidayet edecektir, ulaştıracaktır” ifadesini doğru yola doğru yol ediyor mu diyeceğiz. Bu ifadeleri bilinçli yapıyorlarsa Allah'ın laneti bu kişilere ulaşmıyor mu?
BAKARA - 159:İnnellezîne yektumûne mâ enzelnâ minel beyyinâti vel hudâ min ba’di mâ beyyennâhu lin nâsi fîl kitâbi, ulâike yel’anuhumullâhu ve yel’anuhumullâinûn(lâinûne).İndirdiğimiz obeyyinelerden olan şeyleri vehidayeti
(ölmeden evvel ruhun Allah'a ulaştırılmasını) Kitap'ta Allah insanlara açıkladıktan sonra gizleyenler (var ya), onlara, hem Allah lânet eder hem de lânet ediciler lânet eder.
Bu din bezirgânları ne yaptıklarının farkın da değiller. Bu arada hidayet (ulaşma, vasıl olma) bir vetire iken doğru yol diyenlerin bir kez daha düşünmeli; önemli olan Rabbimizin açıklaması değil mi?
Hidayet Allah'a ulaşmaktır veya Allah'ın kendisine ulaştırmasıdır.
BAKARA - 120:Ve len terdâ ankel yahûdu ve len nasârâ hattâ tettebia milletehum KUL İNNE HUDÂLLÂHİ HUVEL HUDÂ ve le initteba’te ehvâehum ba’dellezî câeke minel ilmi, mâ leke minallâhi min veliyyin ve lâ nasîr(nasîrin).
Sen onların dînine tâbî olmadıkça (uymadıkça) ne yahudiler ve ne de hristiyanlar senden (asla) razı olmazlar. DE Kİ: “MUHAKKAK Kİ ALLAH'A ULAŞMAK (VAR YA) İŞTE O, HİDAYETTİR.” Sana gelen bunca ilimden sonra eğer onların hevalarına uyarsan andolsun ki; Allah'tan sana ne bir dost ve ne de bir yardımcı olur.
AL-İ İMRAN - 73:Ve lâ tu’minû illâ li men tebiadînekum, KUL İNNEL HUDÂ HUDALLÂHİ en yu’tâehadun misle mâûtîtum ev yuhâccûkum inde rabbikum, kul innelfadla bi yedillâh(yedillâhi), yu’tîhi men yeşâ’(yeşâu), vallâhuvâsiunalîm(alîmun).
Ve sizin dîninize tâbî olandan başka kimseye inanmayın. (Habibim) DE Kİ: “HİÇ ŞÜPHESİZ HİDAYET, ALLAH'IN (KENDİSİNE) ULAŞTIRMASIDIR. (İnsan ruhunun ölümden evvel Allah'a ulaşmasıdır.) Size verilenin bir benzerinin başka birine verilmesi (sebebiyle mi) veya Rabbinizin katında (sizlerle) tartışacakları için mi (böyle söylüyorsunuz)?” De ki: “Hiç şüphesiz fazl, Allah'ın elindedir. Onu dilediğine verir.” Ve Allah, Vâsi'unAlîm'dir. (Allah herşeyi kuşatan ve herşeyi bilendir.)
Siz Allah'a ulaşmayı diliyor musunuz? Yani ruhunuzu, veçhinizi, nefsinizi ve iradenizi Allah'a ulaşmasını, Allah'ın kendisine ulaştırmasını istiyor musunuz? Samimi olarak kalben istiyorsanız, Allah mutlaka bu dileğin sahibini kendisine ulaştırır.
ANKEBUT - 5
:Men kâne yercûl ikâallâhi fe innee celallâhi le âtin(leâtin), ve huves semîul alîm(alîmu).Kim Allah'a mülâki olmayı
(hayattayken Allah'a ulaşmayı) dilerse, o taktirde muhakkak ki Allah'ın tayin ettiği zaman mutlaka gelecektir Ve O; en iyi işiten, en iyi bilendir.
Nereden çık bu; “Allah'a ulaşmak böyle şey olmaz” diyenlere şöyle söylemek lazım. “Sen Peygamber Efendimizi sevmiyor ve önemsemiyorsun”; çünkü peygamberimiz SAV insanların hepsini Allah'a davet ediyor.
KASAS - 87:Ve lâ yasuddunneke an âyâtillâhi ba’de iz unzılet ileyke ved’u ilâ rabbike ve lâ tekûnenne minel muşrikîn(muşrikîne).
Ve Sana indirildikten sonra, Allah'ın âyetlerinden sakın seni alıkoymasınlar. Ve Rabbine davet et (Allah'a ulaşmaya çağır). Ve sakın müşriklerden olma!
Son zamanlarda Peygamberimize de itibar edilmediği bazı sitelerde görülüyor. Peygamberimizin davetine icabet etmemek demek, Allah'ın kendisine davete isyan etmektir.
RAD - 14:Lehu da’vetul hakk(hakkı), vellezîne yed’ûne min dûnihî lâ yestecîbûne lehum bi şey’in illâ ke bâsitı keffeyhi ilel mâi li yebluga fâhu ve mâhuve bi bâligıh(bâligıhî), ve mâ duâul kâfirîne illâ fî dalâl(dalâlin).Hakkın daveti O'nadır (Kendisinedir, Allah'adır). O'ndan başkasına davet ettikleri (şeyler), onlara bir şeyle icabet etmezler.
Onlar ancak suya, onun ağzına, suyun ulaşması için avucunu açmış kimse gibidir. O (su), ona ulaşacak değildir. Ve kâfirlerin daveti, dalâletten (su nasıl onların ağızlarına ulaşamıyorsa, dalâlette olanlar da hidayete ulaşamaz) başka bir şey değildir.
Sadece davet Allah'a değildir, aynı zamanda Allah'a ulaşmak isteyenlerin Allah'a ulaştıracak yola, yani Sırat-ı Müstakim’e de davet eder.

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
E-Mail Bülten Kaydı
Döviz Kurları
Arşiv Arama
- -

Anket
Adana Belediyelerinden Hangisinin İcraatlerini Daha Çok Beğeniyorsunuz ?
Seyhan Belediyesi
Çukurova Belediyesi
Ceyhan Belediyesi
Kozan Belediyesi
Pozantı Belediyesi
İmamoğlu Belediyesi
Saimbeyli Belediyesi
Aladağ Belediyesi
Feke Belediyesi
Adana Büyükşehir Belediyesi
Yüreğir Belediyesi
Sarıçam Belediyesi
Yumurtalık Belediyesi
Karataş Belediyesi
Tufanbeyli Belediyesi
Karaisalı Belediyesi

Adana doruk Gazetesi
© Copyright 2013 Tüm hakkı www.adanadoruk.com'a aittir..
GÜNDEM
Kadına Şiddet
Anayasa Haberleri
Trafik Kazaları
Yerel Seçimler
SPOR
Galatasaray
Fenerbahçe
Basketbol Haberleri
Şampiyonlar Ligi
SİYASET
Recep T. Erdoğan
Devlet Bahçeli
Kemal Kılıçdaroğlu
AKP Haberleri
EĞİTİM
Eğitim Haberleri
Eğitim Bakanlığı
Work and Travel
Yurtdışı Eğitim
A.Ö.L.
Eğitim Portalı
Öneriler
Öneriler