Cemaatlerin İslamiyetti ki yeri II


Bu makale 2018-08-08 23:20:33 eklenmiş ve 124 kez görüntülenmiştir.
Doğan Kuşman

CUMA – 2 :Huvellezî bease fîl ummiyyîne resûlen minhum yetlû aleyhim âyâtihî ve yuzekkîhim ve yuallimuhumul kitâbe vel hikmeh(hikmete), ve in kânû min kablu le fî dalâlin mubîn (mubînin).Ümmîler arasında, kendilerinden bir resûl beas eden (görevlendiren) O'dur. Onlara, O'nun (Allah'ın) âyetlerini okur, onları tezkiye eder (nefslerini temizler), onlara Kitab'ı (Kur'ân-ı Kerim'i) ve hikmeti öğretir. Ve daha önce (resûle tâbî olmadan evvel) elbette onlar, sadece açık bir dalâlet içinde idiler.

Rabbimiz şeriatın öğrenimini, gene kendisinin görevli kıldığı bir elçinin(bir veli resulün) öğretmesi söz konusudur. İnsanlardan Allah'ın davetine icabet eden ve Allah'dan mürşidini soran bir kişi için bu Kur-an-ı Kerim öğrenimi gerçekleşir.  Bu kişiler Allah'ın kendilerine ilim verdikleridir. Bu kişiler şeriatın hak olduğu bunun dışında olan bilgilerin hak olmadığı anlamına gelir ve bu hak olan ilim sahiplerini Allah kendisine ulaştıran Sırat-ı Mustakim e hidayet (ulaştırdığı) ettiğini kalp gözleri ile görüyorlar.

 

SEBE - 6:Ve yerellezîne ûtûl ılmellezî unzile ileyke min rabbike huvel hakka ve yehdî ilâ sırâtıl azîzil hamîd(hamîdi).Ve kendilerine ilim verilenler, sana Rabbinden indirilenin hak olduğunu ve onun Azîz (ve) Hamîd Olan'ın (Allah'ın) yoluna (Allah'a ulaştıran Sıratı Mustakîm'e) hidayet ettiğini (ulaştırdığını) görüyorlar.

 

Resulullah ve ashabı da kalp gözü ile Allah'ı görüp insanları Sırat-ı Müstakim’e davet etmişler 


YUSUF - 108:Kul hâzihî sebîlî ed’û ilallâhi alâ basîretin ene ve menittebeanî, ve subhânallâhi ve mâ ene minel muşrikîn (muşrikîne). De ki: “Benim ve bana tâbî olanların, basiret üzere (kalp gözüyle basar ederek, Allah'ı görerek) Allah'a davet ettiğimiz yol, işte bu yoldur. Allah'ı tenzih ederim. Ve ben, müşriklerden değilim.”  


Demek ki sadece Resulullah efendimiz değil sahabede onun gibi Sırat-ı Müstakim’e davet ediyordu 


MU'MİNUN – 73 :Ve inneke le ted’ûhum ilâ sırâtın mustakîm (mustakîmin).Ve muhakkak ki; sen, mutlaka onları Sıratı Mustakîm'e davet ediyorsun.


İlim olmayınca davette olmaz. O zaman peygamberimiz SAV efendimizin izinde gidiyoruz demememiz lazım değil mi? Hem davete icabet edilmez hem de Resulullah’ın yolunda ölürüm denir. Nasıl bir tutarsızlık ki? Hiç mi Kur-an-ı Kerim den nasip yok.

 

KASAS - 87:Ve lâ yasuddunneke an âyâtillâhi ba’de iz unzılet ileyke ved’u ilâ rabbike ve lâ tekûnenne minel muşrikîn(muşrikîne). Ve Sana indirildikten sonra, Allah'ın âyetlerinden sakın seni alıkoymasınlar. VE RABBİNE DAVET ET (Allah'a ulaşmaya çağır). Ve sakın müşriklerden olma!

 

Hâlbuki en güzel söz Allah'a davet edenin sözüdür, Rabbimiz böyle söylüyor.

 

FUSSİLET – 33 :Ve men ahsenu kavlen mimmen deâ ilâllâhi ve amile sâlihan ve kâle innenî minel muslimîn(muslimîne). Allah'a davet eden ve salih amel (nefs tasviyesi) yapan ve: “Muhakkak ki ben teslim olanlardanım.” diyenden daha güzel sözlü kim vardır?

 

Siz davete icabet ettiniz mi? İnsanları Allah'a davet eden kişileri gördünüz mü? Onlara çok soru sorun ve gerçekler –i onlardan öğrenin. Bu işte KİBİR olmaz.

Nefslerine uyanlar bu ilmi öğrenemezler ancak kendilerine Allah'ın ilim verdiklerinin Kur-an-ı Kerimi öğrene bilir onu da Rabbimiz öğretir.

MUHAMMED – 16 :Ve minhum men yestemiu ileyke, hattâ izâ harecû min indike kâlû lillezîne ûtûl ilme mâzâ kâle ânifâ(ânifen), ulâikellezîne tabaallâhu alâ kulûbihim vettebeû ehvâehum.Ve seni dinleyenlerden bir kısmı, senin yanından çıktıkları zaman, kendilerine ilim verilenlere: “Biraz önce (O) ne dedi?” dediler. İşte onlar, Allah'ın, kalplerini mühürledikleri kişilerdir ve onlar hevalarına tâbî olanlardır. 


Rabbimizin öğretisi ise, şeriatın nur olarak ilim verilenlerin sadırlarına beyan edilmesidir.

ANKEBUT - 49:Bel huve âyâtun beyyinâtun fî sudûrillezîne ûtûl ilm(ilme), ve mâ yechadu bi âyâtinâ illez zâlimûn(zâlimûne).

Hayır, O (Kur'ân-ı Kerim), ilim verilenlerin sînelerinde beyan olunan âyetlerdir. Ve zalimler hariç, onlar âyetlerimizi bile bile inkâr etmezler.

Eğer dinimizi kitaptan Sahabe gibi öğrenseydik, bizlerde sadece İslâmın beş şartının yeterli olmadığını ve kitabın tümünün hayatımıza tatbik ederek hikmet sahibi olurduk. Allah'ın ülkesi olan Türkiye de çok daha güzel şeyler olurdu, çünkü Kitabın öğretilmesini sağlayacak olan aramızdaki Allah'ın görevli kıldığı kişiye değer verecektik. Kur-an-ı Kerimi de ayete göre bunu Allah'ın bir elçisi öğretecek en iyi şekilde anlayan ve yaşayanlar olacaktık. Bu sebeple ülkemizde ve Müslüman ülkelerde insanlar arasında hoşgörü ve sevgi olacaktı.

 

AL-İ İMRAN - 119:Hâ entum ulâi tuhıbbûnehum ve lâ yuhıbbûnekum ve tû’minûne bil kitâbi kullih(kullihi), ve izâ lekûkum kâlû âmennâ, ve izâ halev addû aleykumul enâmile minel gayz(gayzi), kul mûtû bi gayzikum, innallâhe alîmun bi zâtis sudûr(sudûri). (Ey mü'minler)! Siz öyle kimselersiniz ki; onlar, sizi sevmedikleri halde siz, onları seversiniz ve siz Kitab'ın bütününe îmân edersiniz. Onlar, sizinle karşılaştıkları zaman: “Îmân ettik.” derler. Ama tenhada, kendi başlarına kaldıkları zaman size olan öfkelerinden (dolayı), parmak uçlarını ısırırlar. De ki: “Öfkenizle ölün.” Hiç şüphesiz Allah, sinelerde olanı bilir.


 İşte sahabe bu neden ile birbirlerinin kardeşleridir.


 HUCURAT – 10 :İnnemel mû’minûne ihvetun fe aslihû beyne ehaveykum vettekûllâhe leallekum turhamûn(turhamûne).

Mü'minler ancak kardeştir. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin. Ve Allah'a karşı takva sahibi olun. Umulur ki, böylece siz rahmet olunursunuz.


Kardeşlik olmuyorsa mümin değildirler veya yozlaşmışlardır. Neden bunu söylüyoruz? Son günlerde sosyal medyada büyüklerine hakaret edenler kendi aralarında çirkin sözler söyleyenler ve iftira ederek kendilerini Allah'ın katında küçülten insanlara bunlar “mümindir” dememiz doğru değildir. Müminlere hakaret olur. O zaman bu kişilere yakınınız ise uyarın şeytana alet olmasınlar. Bu Allah'ın ülkesinde eğer nimetin tamamlanması için ve İslâm sancağının bu ülkede kalması için mutlaka çürük yumurtalar çıkacaktır. Nasıl 15 Temmuz da çıktıysa gene çıkacak. Daha dikkatli olmak söylenenleri araştırmak, sahabe gibi şeriatı yaşaya bilmek için Allah'a yalvarın ve hacet namazı ile Allah'dan kapınızı sorun. Dünya ve ahiret saadetinin sahibi olalım İNŞAALLAH;

 

AL-İ İMRAN – 179 :Mâ kânallâhu li yezerel mu’minîne alâ mâ entum aleyhi hattâ yemîzel habîse minet tayyib(tayyibi), ve mâ kânallâhu li yutliakum alel gaybi ve lâkinnallâhe yectebî min rusulihî men yeşâu fe âminû billâhi ve rusulih(rusulihî), ve in tu’minû ve tettekû fe lekum ecrun azîm(azîmun).” Allah mü'minleri; pisi, temizden ayırıncaya kadar, şu üzerinde bulundukları hâl üzere bırakacak değildir. Allah sizi gayb üzerine (gaybten) haberdar edecek de değildir. Fakat Allah, resûllerinden dilediği kimseyi seçer, (gaybı ona, o resûlüne bildirir). O halde, Allah'a ve O'nun resûllerine îmân edin. Ve eğer îmân eder ve takva sahibi olursanız, o zaman sizin için ECRUN AZÎM (büyük mükâfat) var


Hacet namazını perşembeyi cumaya bağlayan gecelerde veya kandil gecelerinde kılınması asildir. Ama bütün gecelerde kılınabilir. Önce boy abdesti alınır. Sonra hacet namazına niyet edilir.

Namazda aşağıdaki âyetler okunur:

1. Rekâtta: Subhaneke + Fatiha + 3 Âyetel Kürsî

2. Rekâtta: Fatiha + Ihlâs + Felâk + Nas.

2. Rekâtın sonunda : Ettehiyyâtü

3. Rekâtta: Fatiha + Ihlâs + Felâk + Nas.

4. Rekâtta: Fatiha + Ihlâs + Felâk + Nas.

Namaz tamamlandıktan sonra Allah’tan hacet neyse o istenir. Allah’tan mürşid istemek için bu namaz kılındıysa mürsid istenir.

Bu namazdan sonra hiç konuşmadan yatmak gerekir. Yatarken kıbleyi sağa alacak şekilde yatak kurulur. Vücudun ön cephesi kıbleye çevrilerek yan üstü yatılır, 3 Âyetel Kürsî okunur ve Allah’tan mürşid istenir. Eğer kişinin haceti mürşid değil de başka bir hedefe ulaşmaksa (zahirî veya Batıni bir hedef olabilir) o hedefe ulaşmak istenir. Sessiz zikir (hafî zikir) bu istekten sonra baslar. Yanüstü yatıldığı için sağ kulak yastığa gelecektir. Bas biraz sağa, sola oynatılarak kulakta kalbin atışlarının, basınç sebebiyle rahatça duyulacağı pozisyona gelinir. Ve kalbin her çift atışında “Allah, Allah” diyerek kişi Allah’ı zikr-i hafî ile (yani sessiz olarak) içinden zikredecektir.

Eğer ilk namazdan sonra yatıldığında birşey görülmez ise tekrar tekrar, her perşembeyi cumaya bağlayan gece namaza devam edilmelidir. Her gece de kılınabilir.


TAYYİB OLMAYA ÇALIŞIN VE KURANLA AMEL EDİN VE BİR YAŞAYANDAN ÖĞRENİN, O KADAR ZAMANIMIZ YOK.


ALLAH'A EMANET OLUN.


dkusman@yahoo.com


 


 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 


 

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
E-Mail Bülten Kaydı
Döviz Kurları
Arşiv Arama
- -

Anket
Adana Belediyelerinden Hangisinin İcraatlerini Daha Çok Beğeniyorsunuz ?
Seyhan Belediyesi
Çukurova Belediyesi
Ceyhan Belediyesi
Kozan Belediyesi
Pozantı Belediyesi
İmamoğlu Belediyesi
Saimbeyli Belediyesi
Aladağ Belediyesi
Feke Belediyesi
Adana Büyükşehir Belediyesi
Yüreğir Belediyesi
Sarıçam Belediyesi
Yumurtalık Belediyesi
Karataş Belediyesi
Tufanbeyli Belediyesi
Karaisalı Belediyesi

Adana doruk Gazetesi
© Copyright 2013 Tüm hakkı www.adanadoruk.com'a aittir..
GÜNDEM
Kadına Şiddet
Anayasa Haberleri
Trafik Kazaları
Yerel Seçimler
SPOR
Galatasaray
Fenerbahçe
Basketbol Haberleri
Şampiyonlar Ligi
SİYASET
Recep T. Erdoğan
Devlet Bahçeli
Kemal Kılıçdaroğlu
AKP Haberleri
EĞİTİM
Eğitim Haberleri
Eğitim Bakanlığı
Work and Travel
Yurtdışı Eğitim
A.Ö.L.
Eğitim Portalı
Öneriler
Öneriler