TÜRKİYE “NADİR TOPRAK ELEMENTLERİYLE” AVRUPA BİRLİĞİ’NE GİREBİLİR Mİ?
İtalyan Düşünce Kuruluşu ISPI, “Nadir Toprak Elementlerinin” yararını anlatırken, “Bu yüzden Türkiye Avrupa Birliği için yeni bir stratejik seçenek mi?” diye sordu.
Lahey Büyükelçimiz Fatma Ceren Yazgan, bu görüşe, “Umarım öyle değildir. Türkiye’nin yer altı ve yer üstü doğal kaynakları Türk halkının gelecek nesillerine aittir. Başkaları için bir seçenek değildir.” cevabını verdi.
Konuyu açtığım sırdaşım ve danışmanım GÖLGE ADAM, “Bu, yerin altındaki bir taşın, dünyada söz hakkına dönüşme hikayesidir. Ama mesele şu: O söz hakkı Türkiye’nin mi olacak, yoksa başkaları mı konuşacak?” dedi.
İlhan KARAÇAY sordu GÖLGE ADAM yanıtladı:
Bazen bir cümle, uzun bir rapordan daha fazlasını anlatır.
Bazen bir diplomatın tek satırlık notu, sayfalarca strateji belgesinden daha derin bir anlam taşır.
İtalya’daki saygın düşünce kuruluşu ISPI’de yayımlanan,
“Turchia e terre rare: un’opzione per l’UE?” başlıklı analiz, Türkiye’yi Avrupa Birliği için “yeni bir stratejik seçenek” olarak tartışıyordu.
LinkedIn’deki yazının altına Lahey Büyükelçimiz Fatma Ceren Yazgan şu İngilizce notu düştü:
Afbeelding met tekst, Lettertype, schermopname Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.
Büyükelçinin bu sözünü şöyle tercüme edebiliriz:
“Umarım öyle değildir. Türkiye’nin yer altı ve yer üstü doğal kaynakları Türk halkının gelecek nesillerine aittir. Başkaları için bir seçenek değildir.”

Bu cümle beni durdurdu.
Çünkü bu, bir ‘maden haberi’ değil, Türkiye’nin yarınını ilgilendiren bir ‘gelecek meselesi’ydi.
Büyükelçi’nin bu uyarısı üzerine haberi irdeledim.
Sonra her zamanki gibi sırdaşım ve danışmanım olan GÖLGE ADAM’a sordum:
KARAÇAY: Bu neyin hikayesi? Avrupa neden şimdi Türkiye’ye böyle bakıyor?
GÖLGE ADAM her zamanki sakinliğiyle konuşmaya başladı: “Bu, yerin altındaki bir taşın, dünyada söz hakkına dönüşme hikayesidir. Ama mesele şu: O söz hakkı Türkiye’nin mi olacak, yoksa başkaları mı konuşacak?”
Afbeelding met buitenshuis, hemel, wolk, Steengroeve Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.
KARAÇAY: Nadir toprak elementleri nedir ve neden bu kadar hayati?
GÖLGE ADAM meseleyi en sade haliyle anlattı: “Nadir toprak elementleri denilen şeyin adından korkulmasın. Bugün cebindeki telefon, bindiğin elektrikli araç, evine enerji sağlayan rüzgar türbini, savunma sanayiindeki hassas sistemler, hepsi bu elementler olmadan çalışmaz.
Bunlar olmadan:
Elektrikli araç olmaz,
Rüzgar türbini dönmez,
Akıllı telefon akıllı olmaz,
Radar sistemleri, füze yönlendirmeleri, uzay teknolojileri çalışmaz.
Bugünün dünyasında bir ülkenin teknoloji gücü, bu elementlere erişimiyle ölçülür hale geldi.
Ama asıl mesele şu:
Bu elementlere sahip olmak yetmez.
Onları çıkarabilmek, ayrıştırabilmek, saflaştırabilmek ve ürüne dönüştürebilmek gerekir.
Ham maddeyi çıkarmak başlangıçtır.
Katma değeri ülkede bırakmak ise kaderi belirler.”
KARAÇAY: Avrupa neden alternatif arıyor?

GÖLGE ADAM burada sesi biraz sertleştirdi: Avrupa son yıllarda şunu öğrendi. Enerjide başkasına bağımlıysan, siyasetini de başkası belirler. Pandemide bir maske bile bulamayan kıta, şimdi yüksek teknolojide aynı duruma düşmek istemiyor.
Avrupa Birliği bugün nadir toprak elementlerinde birkaç ülkeye aşırı bağımlı.
Bu sadece ekonomik bir sorun değil, siyasi bir kırılganlık.
Bir gün biri çıkar: “Vermiyorum” der.
Bir gün fiyatlar silah gibi kullanılır.
Bir gün tedarik zinciri kopar.
İşte, İtalyan Düşünce Kuruluşu ISPI’deki analiz bu korkuyla yazılmış.
ISPI diyor ki: “Türkiye’de keşfedilen rezervler, Avrupa için yeni bir kapı olabilir. Yakın coğrafyada, sanayi altyapısı olan, öngörülebilir bir ülke, Avrupa’nın stratejik ortağı haline gelebilir.”
Bu cümle sıradan değildir.
Bu, Türkiye’nin ilk kez sadece siyasi bir dosya değil, ekonomik ve teknolojik bir anahtar olarak görülmesi demektir.
KARAÇAY: Lahey Büyükelçimizin notu ne anlatıyor?
GÖLGE ADAM burada durdu ve şöyle dedi: Diplomaside herkes her metni işaret etmez. Büyükelçi bir yazıya not düşüyorsa, orada bir yön vardır.
Ama bu not, bir davet değil, bir sınır çizgisiydi ve Büyükelçi şunu söylüyordu: “Türkiye’nin yer altı ve yer üstü kaynakları, bugünün değil, gelecek nesillerin emanetidir. Bu ülke, başkalarının ihtiyacına göre şekillenecek bir maden deposu değildir.”
Yani mesaj şudur: Türkiye, “AB için bir seçenek” olarak değil, kendi geleceğini kuran bağımsız bir aktör olarak var olmalıdır.
Bu, çok ince ama çok güçlü bir duruştur. Avrupa’ya kapıyı kapatmak değildir.
Ama “Beni sadece kaynak olarak görme” demektir.
KARAÇAY: Bu kaynak nasıl değere dönüşür?
GÖLGE ADAM uyardı: “Ham madde satmak kolaydır. Ama fakirliği kalıcı kılar. Zenginlik, ham maddeyi işleyene gider.
Türkiye bu rezervleri sadece çıkarıp satarsa, birkaç yıl para kazanır. Sonra yine eski yerine döner.
Ama eğer: Bu elementleri işleyip, ara ürün üretip, teknoloji zincirine girerse, işte o zaman Türkiye, Avrupa sanayisinin bir parçası olur.
Avrupa da zaten bunu arıyor.
Ham madde değil, güvenilir ve sürdürülebilir bir ortak.
Bu işin üç temel şartı var:
Birincisi teknoloji. Ayrıştırma ve saflaştırma kapasitesi olmadan bu maden stratejik değildir.
İkincisi çevre. Avrupa, çevre standardı olmayan projeye bağlanmaz. Türkiye bu alanda güven verirse, masadaki yeri büyür.
Üçüncüsü istikrar. Yatırımcı önünü görmek ister. Hukuk, plan, süreklilik ister.”
GÖLGE ADAM çok net şöyle devam etti: “Bu iş doğru yönetilirse, Türkiye sadece maden satan ülke olmaz. Avrupa sanayisinin parçası olur. O zaman kimse Türkiye’yi kapının önünde bekletmez. Çünkü içeride olmadan o çark dönmez.”
KARAÇAY: Bu maden Türkiye’yi Avrupa Birliği’ne sokar mı?
GÖLGE ADAM gülümsedi: Yani diyorsun ki, bu kaynak Türkiye’nin AB kapısını açabilir mi?
Tek başına hiçbir maden kapı açmaz. Ama doğru stratejiyle, o kapının anahtarına dönüşebilir.
AB üyeliği sadece siyaset değildir. Aynı zamanda çıkar meselesidir.
Avrupa, kendisi için vazgeçilmez olan ülkeyi dışarıda tutmakta zorlanır.
Bugün Türkiye, Avrupa için önemli ama vazgeçilmez değil.
Ama yarın, yüksek teknoloji üretiminde kritik bir halka haline gelirse, tablo değişir.
O zaman Türkiye sadece aday ülke olmaz.
Sistemin parçası olur.
ISPI’deki analiz bunu ima ediyor.
Büyükelçi’nin notu ise şunu hatırlatıyor: “Bu anahtar başkalarının cebine bırakılmamalı.
Bu kaynak, Türkiye’nin kendi geleceği için kullanılmalı.”
Afbeelding met buitenshuis, persoon, grond, Stollingsgesteente Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.
Bu, yerin altındaki taşın hikayesi değildir sadece.
Bu, Türkiye’nin dünyadaki yerini yeniden tanımlama fırsatıdır.
Eğer bu fırsat doğru yönetilirse, Türkiye Avrupa için sadece sorun başlığı olan bir ülke olmaktan çıkar, çözüm ortağı haline gelir.
Ve belki de ilk kez, “Türkiye bu yüzden Avrupa Birliği’ne girebilir” cümlesi,
hayal olmaktan çıkıp stratejiye dönüşür.
Ama Büyükelçi’nin dediği gibi: “Bu kaynaklar, başkalarının seçeneği değil,
Türk halkının gelecek nesillerine ait bir emanettir.”
Mesele, bu emaneti kimin için ve nasıl kullanacağımızdır.
İTALYAN İSPİ’Yİ TANIYALIM
Afbeelding met hemel, gebouw, wolk, raam Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.
ISPI, yani Istituto per gli Studi di Politica Internazionale, İtalya’nın ve Avrupa’nın en saygın düşünce kuruluşlarından biri olarak biliniyor. Dış politika, güvenlik, enerji ve jeopolitik alanlarda ürettiği analizler, yalnızca akademik çevrelerde değil, Avrupa başkentlerinde de dikkatle izleniyor. Türkiye’yi “nadir toprak elementleri üzerinden Avrupa için bir seçenek” olarak tartışan bu metnin, böyle bir kurumda kaleme alınmış olması tesadüf değil. Bu, Avrupa’da Türkiye’ye artık yalnızca siyasi başlıklar üzerinden değil, stratejik kaynaklar ve sanayi geleceği üzerinden de bakılmaya başlandığını gösteriyor.
Büyükelçi Fatma Ceren Yazgan’ın itirazı ise tam bu noktada anlam kazanıyor: Türkiye, başkalarının ihtiyacına göre tanımlanan bir “seçenek” değil, kendi geleceğini kendi belirleyecek bir ülkedir. Bu kaynaklar, bugünün pazarlık konusu değil, yarının emanetidir.
|