301 Moved Permanently

Moved Permanently

The document has moved here.

Haber Detayı
27 Şubat 2025 - Perşembe 23:05 Bu haber 47 kez okundu
 
Gürer: “Ani hava değişiklikleri ölüm, göç, açlık getirecektir”
Gürer: “Ani hava değişiklikleri ölüm, göç, açlık getirecektir”
SİYASET Haberi


İklim değişikliği kanun teklifi TBMM'de görülmesi başladı. CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer konuşmasında iklim değişikliğinin gıda arz sorunu yaratacağını söyledi.

Gürer: “İklim değişikliği ile yaşam değişiyor”

CHP Niğde Milletvekili ve Tarım Orman Köyişleri Komisyon üyesi Ömer Fethi Gürer: “Bugünün siyasetçileri geleceğin ya kurtarıcıları ya da katili olacaklardır. Tarih yapılanı ve verilen kararları sürekli taşır; bedenen yok olmak, vicdanen insanların yargılanmasını sonlandırmaz. İklim değişikliğiyle oluşacak süreç daha çok kâr ve kazanca değil, daha iyi yaşama entegre edilmelidir. Kızılderilileri 'Vatan yaratıyoruz.' diye yok eden kafa, 'Dünyada demokrasi var.' diye diye getirdiği uygulamalarla ne yazık ki dünyanın geleceğini sorunlu hâle taşımıştır.” dedi.

 

Gürer: “Kapitalizmin acımasız uygulaması serbest piyasa ekonomisi 1980'lerden sonra yoğunlaşmıştır. O süreç, çevremizi ve doğamızı katleden en önemli süreçtir. Bu sürecin sonunda geldiğimiz nokta, sorunların katlandığı bir sürecin varlığını yaratmıştır. İklim değişikliğinin başlıca nedeni, kapitalist sömürü düzeniyle oluşan açgözlü, doymak bilmeyen, kontrolsüz kâr hırsıyla oluşan anlayışın yarattığı gerçeklerdir,” dedi.

 

CHP milletvekili Ömer Fethi Gürer:“Küresel iklim değişikliği, dünyanın geleceğini olumsuz etkileyecek boyutlarda değişimleri de beraberinde getirmektedir. Yüksek sıcaklıkların, başta tarım olmak üzere çalışma yaşamı dâhil her kesimi doğrudan etkilemesi beklenmektedir. Bölgesel göçler de bunun bir parçası olacaktır. Daha fazla ısınma; öngörülmeyen bir küresel su döngüsü yaratılması, yıkıcı seller, aşırı deniz seviyesi olayları, orman yangınları, yoğun fırtınalar, kum fırtınaları, ani hava değişimleri, yaşamı sorunlu kılacaktır. Dirençli ve yaşanabilir bir gelecek, her olumsuzluğa rağmen yine de olasıdır.

 

İklim değişikliği bugünden gıda güvenliğini de etkilemektedir. Aşırı sıcaklıkların beraberinde ölümleri getirmesi, ruh sağlığını bozması, yeni hastalıkların ortaya çıkmasının yanında su güvenliğinden başlayarak oluşabilecek sorunlara bugünden çözüm aranması dahi önemlidir. İnsan kaynaklı küresel ısınmanın sınırlandırılması için net sıfır karbon emisyonu gerekiyor. Arazimizi, ormanları ve ekosistemi korumak, iyileştirmek; su kaynaklarını doğru planlamak; kuraklığa, depreme, olası felaketlere, hortuma ve ani oluşumlara karşı duyarlı politikalar geliştirmekle olasıdır,” dedi.

 

Ömer Fethi Gürer: “ILO (Uluslararası Çalışma Örgütü), küresel ısınma artışının tam zamanlı iş eşdeğeri kayba neden olacağını ve toplam çalışma saatlerinin yüzde 2,2'sini yüksek sıcaklık nedeniyle kaybedeceğini öngörüyor. Hiç şüphesiz, sürecin doğru yönetilmesinde şeffaflık, etkin yönetim, katılım, liyakat, hesap verebilirlik, adalet, hukuka uygunluk, insan haklarına saygı, yerinde yönetim, güçlü sivil toplum, iyi yönetişim ve sürdürülebilirlik önemli olacaktır.”

 

İklim değişikliğiyle mücadele ederken uygulanan azaltım, uyum politikaları ve sürdürülebilir kalkınma eylemlerinin yanı sıra adaletin ve istihdamın sağlanması, insan mağduriyetini önlemek için alınan önlemler ve adil bir geçiş de önemlidir. Maden talancısı, orman yağmacısı, baca gazından verilen değerlerin üstünde olmamasını zorunlu kılmasına rağmen bunları görmezden gelenler, havayı kirletenler, atık suyu bertaraf etmek yerine sisteme verenler bu sürecin farklı failleridir,” dedi.

 

Gürer, “Dünya Bankasının 2018 tarihli İklime Hazırlanmak adlı raporunda, 2050 yılına kadar iklim değişikliğine bağlı olarak Sahra Altı Afrika'da 143 milyon insanın göç edeceği yer almaktadır. Bunun da Türkiye'ye etkileri mutlak surette olacaktır. Göç bölgesi kapsamında olan ülkemizde aynı zamanda iklim değişimleri ülke içinde de göçlerin tetiklenmesine yol açacaktır. Mevcut işlerin sürekli hâle getirilmesi, güvenli ve güvenceli geleceğe giden tek yol; bu bağlamda, işçi haklarının güçlendirilmesi ve bu anlamda da çevre bozulması, yoksul kesimlerin olumsuz etkilenmesinin önüne geçilmesidir. İklim değişikliği, geçim kaynaklarında kayıplara ve sosyal düzensizliklere de neden olacaktır. Zorla yerinden edilme ve göçler artacak, sanayinin gelişmesi, ucuz işçi görülen kırsal çiftçinin tamamen toprağından koparılmasına yol açacaktır. Yoksul ve sosyal güvenceden yoksun kesimlerin çevre felaketlerinden en çok etkilenecek kesimlerdir. Aynı zamanda afet yardımlarından da nispeten faydalanabilen bu kesimler, iklim değişikliğinin yaratacağı sorunlarda en acı süreci yaşayacak olanlardır. İklim değişikliğinin kadınlar üzerinde de olumsuz etkisi olacağını ifade etmek gerekir. Adil geçiş, sürdürülebilirliğin ekonomik, çevresel ve soyutsal boyutlarıyla bağlantılı çok sayıda politik alanın birlikte değerlendirilmesi ihtiyacıdır. ILO, dokuz politika alanının mutlaka inceleme ihtiyacını vurguluyor: makroekonomik büyüme politikaları, endüstriyel ve sektörel politikalar, kurumsal politikalar, beceri geliştirme ihtiyacı, iş güvenliği ve sağlığı, sosyal koruma politikaları, aktif iş gücü anayasası politikaları, insan hakları ve tabii en önemlisi de sosyal diyalog. İklim değişikliği; hava sıcaklıklarında ve yağışlarda artışlar, çeşitli sağlık sorunları, biyolojik çeşitliliğin bozulması, seller, yangınlar, göçler, habitat ve ekonomik kayıplar ile yaşamı tehdit etmektedir,” diye konuştu.

 

Ömer Fethi Gürer, “Bilim insanlarının araştırmalarına göre 1 ve 2 derecelik bir ısı artışı öngörülüyor. Bu ısı artışı, daha çok canlı türünün yok olacağının, buzulların daha hızlı eriyeceğinin, okyanus seviyesinin daha fazla yükseleceğinin ve yerleşim alanlarının sorunlu hâle geleceğinin işaretidir. Kritik eşik 2 dereceyi aşarsa, gıda, su ve barınma ihtiyacı ciddi sorunlarla karşı karşıya kalacaktır. Zenginler daha fazla kirletiyor, yoksullar da bunun bedelini daha ağır ödüyor. Kısa vadeli ve güvencesiz sözleşmeler kısıtlanmalı, insana yaraşır ücret ve iş eğitimi güvence altına alınmalı, toplu pazarlık kapsamı alanları genişletilmeli, örgütlü toplumun önünde engeller kaldırılmalı, organik tarım iklim değişikliğinin olumsuz etkileri ve çiftçilerimizi korumak için geliştirilmelidir. Ülkemizde organik tarımla ilgili yapılan çalışmalarda 78 bine kadar çıkan çiftçi sayısı daha sonraki süreçte 52 bine hatta 42 bine kadar -bakanların yanıtlarında- düşmüş bulunmaktadır. Verimliliği artıran ve atık yönetimine katkıda bulunan döngüsel ekonomi tesisi için bütüncül yaklaşımlar önemlidir. 2023-2025 yıllarına ilişkin Orta Vadeli Program'da yer alan 21 madde, "Yeşil Dönüşüm" başlığı altında tanımlandı. Alışılagelmiş iş yapış şekilleri, zararlı arazi yönetimi, fosil yakıt, maden çıkarma, kömür, petrol ve doğal gaz altyapısının sürekli genişlemesi, iyi planlanmadığı takdirde Türkiye'nin geleceği açısından da sorunların derinleşeceğini gösteriyor. Özellikle madenlerle ilgili orman kesimi, bu süreçte en önemli dayanak noktası olan alanların yok edilmesini beraberinde getiriyor. Her ne kadar Türkiye'de orman alanlarının arttığı belirtilse de kayıp ormanların drone'larla tespitinden öte, Türkiye'de doğru dürüst bir orman alanı artmadığı gibi azalması da devam ediyor. Aşırı sıcaklar yüzünden oluşabilecek süreçte balıkçılık türlerinin yüzde 10'unun kaybedileceği, nesli tükenmiş türlerin yüzde 20'ye erişeceği, yağış rejimi öngörülen değişim, hava sıcaklığı nedeniyle toprak erozyonlarının artacağı ve Akdeniz Bölgesi'nde tarım alanlarının yüzde 30'unun tehdit altında olduğunu görmemiz gerekiyor. Bu yüzde 30'luk tehdit alanının Türkiye'nin önemli ölçüde sebzesini, meyvesini ve üretimini sağlayan bir bölge olduğu unutulmamalı.” dedi.

 

CHP’li vekil Ömer Fethi Gürer, “Türkiye'nin bu yönde de yapacakları düzenlemelerde bu sürece doğru bakması gerekir.” dedi.

Gürer, “Son günlerde oluşan don olayı dahi Türkiye'nin bu anlamda ne kadar eksik noktada olduğunun göstergesi. Çünkü işlenmiş gıdayı, dondurulmuş gıdayı, katma değerli ürünü ya da iyi depolamayla elde edilen ürünleri daha fazla zincir kopmadan kullanabilme olanağı varken, bunlardan mahrum olmanın ortaya çıkardığı olumsuz sonuçlar gıdayı da problemli kılmakta ve arz güvenliği sorunu yaratmakta. Bu işin ileriki aşamasında da problemlerin daha da derinleşeceği görülüyor. Bu anlamda, iklim değişikliğinin uluslararası tedarik zincirinde de problem yaratacağı net. Yurt dışından ithal edilen ürünlerin, bu anlamda geleceğimiz açısından arz güvenliği sorunu yaratacağının görülmesi ve bu ithalatçı kafadan vazgeçilerek Türkiye'nin kendi kendine yetebilir bir noktaya getirilmesi şarttır. Ayrıca olası sorun olan bölgelerin dışında en azından iklim değişikliğiyle ortaya çıkabilecek olumsuzluklara karşı yapılanmanın daha iyi gerçekleştirilmesi gerekmektedir. İthal ürünün gelişi, ihraç ürünün gidişi soruna dönüşebilir. Türkiye'nin ihracatta sağladığı özellikle gıdayla ilgili gelirin, bu süreç doğru yönetilmediğinde düşeceğini unutmamak gerekir.

 

Şunu görmekte fayda var: Bugün don gerçekleşen Akdeniz Bölgesi, narenciye üretiminin olduğu önemli bir bölge. Muz dâhil farklı ürünlerin bu bölgeden yurt dışına gittiği düşünüldüğünde, yapılmış bağlantıların dahi bu süreçten olumsuz etkileneceğini bugünden saptamak yararlı olacaktır.” diye konuştu.

 

Gürer, “Kaynakların verimli kullanımı, doğa dostu üretim ve sağlıklı, doğal gıdanın sürdürülebilir biçimde geliştirilmesinin önü açılmalı. Biyolojik çeşitlilik ve sağlığın korunmasına yönelik çalışmalara ağırlık verilmelidir. Artan sıcaklıkların gıda üretimini etkilemeye devam edeceği, özellikle tahıl fiyatlarının dünyada da yükseleceği bugünden görülerek -hatta son yıllarda da bu sorunu yaşıyoruz- önlemler alınmalıdır. Tarım sistemlerinin iklim değişikliğine uyumlu hâle getirilmesi için çalışmalar yapılması gerekmektedir. Üretimin artırılması ve ekosistemin korunması bu anlamda şarttır.

 

İklim krizi yalnızca sel, yangın ve aşırı iklim olaylarının oluşumunu yaratmıyor. Bunun yanı sıra, belirttiğim gibi, hem göçleri hem gıdadaki arz sorununu tetikliyor. Bugün dünyada bu yolla bazı düzenlemeleri gündeme alanlar, mevcut sistemde kendi sömürü anlayışlarını ortadan kaldıracak uygulamaları geliştirmiyorlar. Örneğin, hayvancılık konusunda -bu konu çok tartışıldığı için belirteyim- bizim gibi ülkelere yaptırımcı olmaya çalışıyorlar. Ancak dünyada tarımda en önde olan, dünyaya ürün veren Hindistan, Çin, Amerika Birleşik Devletleri, Rusya gibi ülkeler, Türkiye’ye ya da Türkiye gibi ülkelere verdikleri akılları kendileri uygulamıyorlar. Çünkü burada bir yapay etin, Birleşmiş Milletler’in öngörüsüne göre, 2030 yılında yüzde 10’a ulaşacağı belirtiliyor. Yani ticaretleşen tarımla ortaya çıkan tablo, bu kesimleri tümden yok ederek kazançlarını artırmaya yönelik bir sömürü anlayışını beraberinde tetikliyor. Dünyada ilaç ya da gübre gibi belli ürünlerde, belli aile gruplarının kontrolünde olan ve onların verdikleriyle dünya tarımının şekillendiği bir süreç dikkate alındığında, birileri daha çok kazanmayı amaçlarken, başkalarının kendi alanlarındaki varlıklarını daraltmayı hedefliyorlar. Buna karşı da dikkatli olunması gerekiyor. Farklı ülkelerin dünyadaki bu felaketleri ve olumsuzlukları tanımladığı süreçte, bizim gibi ülkelere yaptırımcı; kendileri ise bu işin kaymağını yiyici konuma geliyorlar. Sistemi bu yönüyle iyi takip etmek gerekiyor.

 

Gıda zincirinde her halkanın, iklim değişikliği, kuraklık ve ekonomik krizler tarafından daha fazla tehdit edildiğini görmek gerekiyor. Bu kanun da bu konuda çok bir düzenleme içermiyor. Ancak satır arasında, örneğin cezalandırmalarda, yarın salınımı arttı diye hayvancılık yapan birine ceza kesilmeyeceğinin garantisi yok. Çünkü burada bir tanımlama yer almadığı için, buna benzer uygulamaların yaşanma ihtimalinin olduğunu belirtmek gerekir.

 

Ayrıca şunu da söylemekte yarar var, arkadaşlar: Örneğin, bir şeker pancarı, kendinden sonra ekilen ürüne yüzde 20 oranında verim artışı sağlarken, aynı zamanda salınım açısından da en faydalı ürünlerden biri. Fotosentez sonucu havaya verdiği oksijen miktarı, 6 kişinin bir yıllık ihtiyacını karşılayabiliyor. Bize akıl verenler, 'Siz bu şeker pancarını üretmekten vazgeçin de bunun yerine nişasta bazlı şurup üretin,' diyor. Nişasta bazlı şurupla elde edilen ürünlerin dünya üzerindeki değerlerine baktığınızda, şeker pancarına kıyasla çok daha fazla çevresel olumsuz etkisi olduğunu görüyorsunuz. Bu bize dayatılan, aslında onların kendi kazançlarını artıran modellerden oluşuyor. Bu süreçte gençlerin bu işe katkısı ve katılımını artırmak da bir ihtiyaç. Çünkü geleceğin o gençlerin düşünsel yapılarıyla kurulacağı unutulmamalıdır.” dedi.

 

Kaynak: Editör:
 
Etiketler: Gürer:, “Ani, hava, değişiklikleri, ölüm,, göç,, açlık, getirecektir”,
Yorumlar
Bizim Gazete
Ulusal Gazeteler
Yazarlar
Alıntı Yazarlar
Anketler
Yeni haber sitemizi nasıl buldunuz ?
Adana

Güncelleme: 06.07.2022
İmsak
Sabah
Öğle
İkindi
Akşam
Yatsı
Süper Lig
Takımlar
P
Av
M
B
G
O
Arşiv Arama
Modül 1

Bu modül kullanıcı tarafından yönetilir, ister kod girilir ister iframe ile içerik çekilir. Toplamda kullanıcı 5 modül ekleme hakkına sahiptir, bu modül dahil tüm sağdaki modüller manuel olarak sıralanabilir.

Haber Yazılımı