Haber Detayı
04 Ekim 2026 - Pazar 13:29
 
KİMİN BALONU PATLAR?
KİMİN BALONU PATLAR?
SİYASET Haberi


ÖZEL HABER; FATOŞ TEKBAŞ

Ben çok yoğun bir insanım. Köpek gibi çalışırım. Emekçi bir gazeteciyim. 34 yıldır bu mesleğin içindeyim. Hayatım boyunca gazeteciliği sadece bir meslek olarak değil, aynı zamanda bir sorumluluk olarak gördüm.

Geçen yıl hiç istemediğimiz, talihsiz bir olay yaşadım. Çok üzüldüm. Öyle böyle değil…

Bu davadan ceza alsak da almasak da Türkiye bir hukuk devletidir. Buna inanıyorum. Ancak hukuk devletinin varlığı kadar, adaletin tam anlamıyla yerini bulması da önemlidir. Bugün ne yazık ki insanlar haklarını aramakta zorlanıyor. Davalar uzuyor, süreçler uzadıkça mağduriyetler büyüyor ve bazı insanlar yıllarca sonuç beklemek zorunda kalıyor.

Ben de tam bu nedenle, Adalet Bakanı Sayın Akın Gürlek’in bir açıklamasından umutlanmıştım.

Size bir olay anlatacağım.

AK Parti Adana İl Teşkilatı tarafından hem WhatsApp grubuna hem de gazeteme ve internet siteme, 18 Eylül günü Adalet Bakanı Sayın Akın Gürlek’in Adana programına ilişkin davet gönderildi.

Ben de Sayın Bakan’ın bazı açıklamalarını dikkatle takip ediyordum. Özellikle mahkemelerde uzayan davalarla ilgili yaptığı bir açıklama dikkatimi çekmişti. Davaların gereksiz yere uzamaması, delillerin zamanında toplanması, HTS kayıtları ve MOBESE kameralarının incelenmesi, tanıkların dinlenmesi ve yargılama süreçlerinin hızlandırılması gerektiğini söylüyordu.

İçimde bir umut doğdu.

Genç bir Bakan…

Üstelik Adalet Bakanı…

“Belki gerçekten yargılama süreçlerinin hızlanması konusunda önemli adımlar atılır” diye düşündüm.

Benim Sayın Cumhurbaşkanımızın hem külliyesinde hem de kütüphanesinde kitaplarım bulunuyor. Bende bulunan kitaplarımı imzaladım. “Bunlardan Sayın Bakan’a da sunayım” dedim.

Bir de mektup hazırladım.

Davamızı anlattım.

Adil yargılanma talebimizi dile getirdim.

Belki bir gazeteci olarak yaşadığım sıkıntıyı, bir vatandaş olarak taşıdığım adalet beklentisini Sayın Bakan’a ulaştırabilirim diye düşündüm.


İl binasına giriş yaparken bir polis memuru beni durdurdu.

“Nereye gidiyorsunuz?” diye sordu.

“AK Parti’ye” diye cevap verdim.

Ardından “Kimsiniz?” diye sordu.

“Gazeteciyim” dedim.

“Nerenin?” diye sordu.

“Adana…” dedim.

Ben daha cümlemi tamamlayamadan, teşkilattan bir AK Parti’li geldi ve polise, “O gazeteci” dedi.

Öyle geçtim.

Burada bir parantez açmak istiyorum.

O gün gerçekten çok şık ve tertipliydim.

Ben her zaman gideceğim yere özenli giyinir, öyle giderim. Evimde sokak canları olduğu için çoğu zaman günlük hayatımda üzerimde mama, tüy, toz olur; bundan da hiç şikâyetçi değilim. Ben böyle mutluyum.

Ama o gün özellikle hazırlanmıştım.

İnsan ister istemez düşünüyor.

Türk mahkemelerinde sanığın duruşmadaki davranışlarına göre iyi hâl değerlendirmesi yapılırken, bazı yerlerde insanın nasıl göründüğüne, nasıl konuştuğuna, kim olduğuna bakılabiliyor.

Benim yaşadığım olayda ise ne kadar özenli giyinirsem giyineyim, gazeteci olduğumu söylememe rağmen sorular peş peşe geldi.

Elbette polis görevini yapıyor. Bundan şikâyetçi değilim. Ancak kullanılan üslup insanı ister istemez geriyor.

İlk gerilimi burada yaşadım.


Yukarı çıktım.

Tam toplantı salonuna yönelirken genç bir adam, “Soru sormak yok Fatoş Hanım” dedi.

Uzun boylu, esmer, kirli sakallı, manken gibi bir gençti.

Ben de ilk defa gördüğüm için kendisine:

“Siz beni nereden tanıyorsunuz?” diye sordum.

“Medyadan” dedi.

“Haa…” dedim.

İçimden, “Kesin Adanalı” diye geçirdim.

“Siz o zaman Adanalısınız?” diye sordum.

“Hayır, Ankaralıyım. Bakanın basın işlerinden sorumluyum” dedi.

İkinci kez şaşırdım.

Çünkü daha toplantı başlamadan, daha Sayın Bakan salona gelmeden gazetecilere “soru sormayın” deniliyordu.


İlk bina girişinde, ikinci kez toplantı salonuna girerken geriliyorsunuz.

Oturma düzenine baktım.

Gazeteciler arka planda, milletvekilleri ön planda.

Oysa bu bir basın toplantısıydı.

Basın açıklamasıydı.

Defalarca toplantı salonuna girip çıktılar.

“ Soru almayacağız, Bakan canlı yayında konuşacak” denildi.

Biz gazeteciler orada kalabalık oluşturalım diye mi davet edildik diye düşündüm.

Açıkçası hepimiz bunu düşündük.

Bu durumu önceden bildikleri için gelmeyen gazeteciler de vardı.

Sayın Bakan olağanüstü korunuyordu.

Birinci dereceden…

Sanki Cumhurbaşkanı korunuyordu. O derece.

Aklıma Hollanda’da yaşadığım bir anı geldi.

Hollanda’da meclisi gezerken bir beyefendi dışarı çıktı. Yanında bir polis memuru vardı. Polis aracın şoför mahallinin kapısını açtı. Beyefendi araca binerken polis selam verdi.

Rehberimiz:

“Yolcu ettiği kişi bakandı” dedi.

Ben de kendi kendime, “Bizim de bir gün bu seviyeye gelmemiz mümkün olur mu?” diye düşündüm.


Konumuza dönelim.

Salonda oturanları kaldırdılar, tekrar oturttular.

Koşuşturmaca vardı.

Bir telaş…

Bir gerginlik…

Neredeyse kaos havası oluştu.

Ben bugüne kadar çok bakan takip ettim.

Böylesini ilk kez gördüm.

Süleyman Demirel’i, Mesut Yılmaz’ı, Necmettin Erbakan’ı, Bülent Ecevit’i, Erdal İnönü’yü, Deniz Baykal’ı, Devlet Bahçeli’yi, Tansu Çiller’i, bakanları, il başkanlarını, siyasetçileri, federasyon başkanlarını, sendikaları takip ettim.

Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’a 2004 yılında Valiliğin bahçesinde soru sordum.

Hiçbirinde soru soracak gazetecilere karşı böylesine bir iklim oluşturulduğunu hatırlamıyorum.

Cumhurbaşkanı gelir, meydanda konuşur, el sallar ve gider.

Kendisini yakından takip eden gazeteciler vardır. Onları tanır, hangi gazetecinin ne soracağını da bilir.

Ama gazetecinin soru sormasından bu kadar çekinilen bir ortamı ilk kez gördüm.


Bir başka anımı anlatayım.

Çukurova Havalimanı için Ulaştırma Bakanlığı tarafından davet edildik. Bizi götürdüler.

Sayın Abdulkadir Uraloğlu son derece sade, doğal bir şekilde programını yaptı.

Havalimanının kulesini arkasına alarak konuşmasını gerçekleştirdi.

Konuşması bitti.

Ben hemen ilk soruyu sordum.

“3 bin kişi alınacak. Adana’dan kaç kişi alınacak? Ayrıca Şakirpaşa Havalimanı’nın son durumu ne olacak?” diye sordum.

Sayın Bakan:

“Bunlar ayak üstü konuşulacak sorular değil,  çok röportaj gibi sorular.. Aşağıda geniş geniş açıklayalım” dedi.

Toplantı bitti.

Çıkıyoruz.

Bakanın basın danışmanı yanıma geldi.

“Fatoş Hanım, bir yere gitmeyin. Bakanımız sizin yanınıza gelip gazetecilerle toplu fotoğraf çekilmek istiyor” dedi.

Ben de bekledim.

Bakan geldi.

Gazeteci arkadaşlar geldi.

AK Parti Adana İl Başkanı Ozan Gülaçtı ve AK Parti Mersin İl Başkanı da Bakan’ın yanında durabilmek için beni ittirdiler.

Oysa Bakan “gazetecilerle fotoğraf çektireceğim” demişti.

Bir anda, Sayın Cumhurbaşkanı’nın yanında fotoğraf karesine girmek isteyen eski Maliye Bakanı Nureddin Nebati’yi hatırlatan bir görüntü oluştu.

Ben de iki il başkanına dönüp, Bakan’ın da duyabileceği şekilde:

“Benden bu kadar, sahne sizin” dedim.

hep açık sözlü oldum.


Adana medyasında birçok toplantıda ilk soruyu soran gazeteci benim.

Bunu herkes bilir.

Bazı gazeteci arkadaşlarım bana:

“Senin sorularından birçok haber çıkardık” der.

Çünkü benim işim soru sormaktır.

Bir gazeteci soru sorar.

Hem de gerektiğinde herkesin sustuğu yerde sorar.

Ben yıllardır bunu yapıyorum.

İlk çatlağı da yine ben söyleyeyim.

Abdullah Çalışkan’ın Adana Ticaret Odası ziyaretinde salon medyaya açıktı. O gün salonda bir gazeteci olarak ben vardım, bir de Anadolu Ajansı vardı.

Ekonomi'nin her an balon gibi patlayacağını söyledi.

Ben kendisine: “Siz ne diyorsunuz? Ekonomimiz bir balon gibi, bir iğne batırılsa hemen patlar mı?” diye sordum.

Ekonomi sorunu balon gibi patlaması Türkiye'de olay oldu. 

Ana haber bültenlerinin hepsinde yer aldı. 

“Orada bir vatandaş sordu” denildi.

Adana Ticaret Odası toplantı salonunda vatandaş ne geziyordu?

Gazeteci oradaydı, soruyu o sormuştu. 

tabi ki benim sorduğumu herkes biliyordu. 


Şimdi Sayın Adalet Bakanı Akın Gürlek’in Adana programına dönelim.

Sayın Bakan salona geldi.

 Önde oturuyordum.

Makineli tüfek gibi hızlı hızlı konuştu.

Konuşması bitti.

Kapıya yöneldi.

Ben de ayağa fırladım.

“Sayın Bakanım, Sayın Bakanım…” dedim.

Kapıya yönelmiş olan Sayın Bakan, yüzünü gazetecilere dönmeden:

“Soru alabilirim” dedi.

Ben de zaten ayaktaydım.

“O zaman ben sorayım” dedim.

Ve sordum:

“Siz bir demecinizde, mahkemeler uzuyor, uzamasın; deliller toplansın, tanıklar dinlensin dediniz. Bunu yaparsanız tarihe geçersiniz” dedim.

“Estağfurullah” dedi.

Ama hâlâ yüzünü gazetecilere dönmemişti.

Bir dakikayı bile bulmayan sorumda şunu anlatmaya çalıştım:

“Türkiye’de celseler bir, iki, üç diye devam ediyor. Her mahkemede deliller tek tek toplanıyor ve davalar uzuyor. Çok kişi dava sonucunu göremeden mağdur oluyor.” Bu sorumu 9 saniye videoya alan  gazeteci arkadaşım Hüseyin Azar olmuş.

Sayın Bakan sorumu cevaplamadı.


Ben vücut dilini kullanan bir gazeteciyim.

Adana Büyükşehir Belediyesi Konservatuvarında iki yıl tiyatro ve diksiyon eğitimi gördüm. 

Sayın Bakan sorumu cevaplamadı.

Ben de arkasından gittim.

Elimdeki dosyayı danışmanlarına teslim ettim.

Sayın Bakan arkasını dönmeden danışmanına:

“Al, al” dedi.

Ben de çantamı alıp çıktım.


Çıkarken gazeteci arkadaşlarım beni tebrik etti.

İsimlerini vermeyeceğim.

Çünkü onları hedef haline getirmek istemiyorum.

“Abla, bizim davalar da çok uzuyor. Git gel, git gel bıktık” diyenler oldu.

Tebrik eden çok arkadaşım oldu.

Sayın Bakan tekrar il başkanının odasına yöneldi.

Ben de başka bir odaya yönelirken bir kadın gazeteci arkadaşım yanıma geldi.

Onun da adını vermeyeceğim.

Bu yazıyı ona da göndereceğim.

Bana: “Abla, sen yine balonu patlattın. Bize sıra vermedin. Hep sen konuştun” dedi.

Ben de:

“Senin elini kolunu, ağzını tutan mı vardı? Bakan kapıya yönelmiş gidiyordu. Giderken gelişi güzel soru alabileceğini söyledi. Ben de ayaktaydım, elimde dosyam vardı. Sorumu sordum. Sen sorsaydın, kim engel oldu sana?” diye cevap verdim.

Bir gazeteci neden başka bir gazetecinin soru sormasına kızar?

Gazetecinin işi soru sormaktır.


Tam o sırada bir siyasetçi içeri girdi.

Bu olayı en az 20 kişiye anlattım.

Uzun uzun düşündüm.

Bugün yazmaya karar verdim.

O siyasetçi bana:

“Abla, yine balonu patlatmışsın. Korkarım bir gün kendi balonunu patlatırsın” dedi.

İşte yazının en önemli yerine geldik.

“Balonu patlatmak…”

Benim için gazetecilik, gerektiğinde balonu patlatmaktır.

Ama gazeteci başkasının balonunu patlatırken kendi balonunu da patlatmamalıdır.

Benim hayatım ortada.

Benim kırmızı çizgilerim var.

Tek zayıf noktam var:

Ormanlarımız…

Sokakta yaşayan canlarımız…

Ve çocuklar…


Allah bin kere benden razı olsun; Adana Büyükşehir Belediyesi’nde sokak hayvanları konusunda hiçbir meclis üyesini konuşturtmadım.

Bunu hepsi bilir.

Tek başıma protesto ettim.

Engelledim.

Ne Seyhan’da, ne Yüreğir’de ne de Büyükşehir’de bu konuda sessiz kalmadım.

Kavga ettiğim meclis üyeleri oldu.

Darılmışlığım oldu.

Ama benim olduğum yerde bazı şeylerin yapılmasına izin vermedim.

“Bunu yapmayacaksınız” dedim.

Tek tek anlattım.

Allah hepsinden razı olsun.

Beni kırmadılar.

Benim için gazetecilik sadece siyasetçiye soru sormak değildir.

Haksız gördüğüm yerde ses çıkarmaktır.

Bazen yalnız kalmaktır.

Bazen herkesin sustuğu yerde konuşmaktır.

Bazen de bir balonu patlatmaktır.


Gelelim bana:

“Kendi balonunu da patlatırsın” diyen siyasetçiye…

Geçmişte kendisinin de iletişim konusunda talihsiz bir durum yaşadığını bir arkadaşım bana anlatmıştı. Bundan yıllar önce, sevgilisine göndermek istediği bir mesajın ortak WhatsApp grubuna yanlışlıkla gönderilmesi gibi bir olay yaşanmıştı. yani kendi balonunu patlatmış, ilk gün bana haber geldiğinde etik bulmadığım için yazmamıştım. 

bir insan birine kara diyorsa dönüp kendine bakması lazım. 

Yani bazen insan başkasına söylediği sözün kendi hayatında nasıl yankılanabileceğini de düşünmeli.

Ben kimseyi hedef göstermek istemiyorum.

Kimsenin özel hayatıyla ilgilenmiyorum, beni ilgilendirmez. 

Ama gazeteciyi hedef alan, gazetecinin mesleğini küçümseyen ya da onun üzerinden imalı konuşan bir siyasetçi de önce kendi cümlesini geçmiş patlattığı balonu hatırlatmalı. 

Sayın Cumhurbaşkanımızı, Sayın Valimiz Mahmut Demirtaş’ı ve benim ailemi tanıyan insanlar beni de bilir.

Ben kimim, nasıl yaşarım, neyin peşindeyim, herkes bilir.

Ben özel hayatını kamuya açmış bir kadın gazeteciyim. 2012 yılında;"İtin Tekiydi Yoldaşlarım" isimli kitapta yazılı.

Kimse benim aşımı, ekmeğimi vermiyor.


Bir gazeteciyle konuşurken siyasetçinin çok daha dikkatli olması gerektiğine inanıyorum.

Çünkü gazeteci, siyasetçinin söylediklerini unutmak zorunda değildir.

Bir siyasetçi bir gazeteciyle konuşurken edebini, terbiyesini ve ağzından çıkacak cümleyi tartarak konuşmalıdır.

Bir söylemeli, bin düşünmelidir.

Çünkü gazetecinin elinde silah yoktur.

Ama kalemi vardır.

Ve bazen bir cümle, yıllarca unutulmaz.


Ben 34 yıllık gazeteciyim.

Bugüne kadar birçok siyasetçi gördüm.

Çok bakan takip ettim.

Çok soru sordum.

cevaplamayan hiç kimse olmadı, Adalet Bakanın dışında. 

Kimi kızdı.

Kimi teşekkür etti.

Ama gazetecinin soru sormasından korkulmaması gerektiğine inanıyorum.

Çünkü soru sormak gazetecinin görevidir.

Ben Sayın Adalet Bakanı’na o gün neden o soruyu sordum?

Çünkü adalet bekleyen insanların ne yaşadığını biliyorum.

Çünkü yıllarca süren davaların insanı nasıl yorduğunu biliyorum.

Herkes adil yargılanmak istiyor. 

Ve Sayın Bakan’ın da söylediği gibi, davalar gerçekten uzamamalı.

Deliller zamanında toplanmalı.

Tanıklar zamanında dinlenmeli.

HTS kayıtları, kamera görüntüleri ve diğer deliller zamanında değerlendirilmelidir.

İnsanlar yıllarca adalet beklememelidir.

Davası uzayan herkes adına sordum.

Benim sorumun cevabını alamamış olmam, sorunun ortadan kalktığı anlamına gelmez.

Gazeteci soru sormaya devam eder.

Ben de etmeye devam edeceğim.

Çünkü benim işim bu.

Bazen bir soru sorarım.

Bazen bir haber yaparım.

Bazen birinin hoşuna gitmez.

Bazen de bir balonu patlatırım.

Ama bunu kimseye zarar vermek için değil, gazetecilik yaptığım için yaparım.

Ve son olarak şunu söyleyeyim:

Balon patlatmak suç değil.

Eğer bir balonun içinde gerçek varsa, zaten patladığında geriye gerçek kalır.

Benim kalemim de bugüne kadar gerçeğin peşinden gitti.

Bundan sonra da gidecek.

Herkes haddini, yerini ve kullandığı sözün sorumluluğunu bilecek.

Ben de gazetecilik yapmaya devam edeceğim.

Kaynak: Editör:
 
Etiketler: KİMİN, BALONU, PATLAR?,
Yorumlar
Bizim Gazete
Ulusal Gazeteler
Yazarlar
Alıntı Yazarlar
Anketler
Yeni haber sitemizi nasıl buldunuz ?
Adana

Güncelleme: 06.07.2022
İmsak
Sabah
Öğle
İkindi
Akşam
Yatsı
Süper Lig
Takımlar
P
Av
M
B
G
O
Arşiv Arama
Modül 1

Bu modül kullanıcı tarafından yönetilir, ister kod girilir ister iframe ile içerik çekilir. Toplamda kullanıcı 5 modül ekleme hakkına sahiptir, bu modül dahil tüm sağdaki modüller manuel olarak sıralanabilir.

Haber Yazılımı