Adana'da polis merkezine giderek istismara uğradığını öne süren E.D., muayene edilmek üzere Adana Şehir Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ne götürüldü.
Durumu öğrenen baba M.D., gece saatlerinde otomobiliyle hastaneye geldi. Tabancayla hastaneye giren baba, kızını vurmak istedi. Polis ekipleri genç kızı koruma altına alarak hastanenin polis noktasına götürdü.
Bununla da yetinmeyen M.D., hastanenin camlarına tabancayla ateş açtıktan sonra binaya girerek izini kaybettirdi.
Hastanede geniş çaplı operasyon başlatan özel harekât polisi, sabaha karşı şüphelinin Beyin Cerrahisi Bölümü'ndeki boş bir odada bulunduğunu belirledi. Polisin teslim ol çağrısına uymayan şüpheli, tabancayla ateş açtı. Ekiplerin müdahalesiyle yakalanarak gözaltına alındı.
Geniş güvenlik önlemleri altında hastaneden çıkarılan M.D. emniyete götürülürken, muayenesi yapılan E.D. ise devlet korumasına alındı.
***
Öncelikle şunu söylemek gerekiyor: Devlet, olayın ardından gerekli müdahaleyi yapmış, genç kızı koruma altına almış ve şüpheliyi yakalamıştır. Burada görev yapan polis ekiplerinin müdahalesi de önemli.
Ancak asıl üzerinde durulması gereken konu şu: Bir insan hangi cesaretle elinde silahla hastaneye girip rastgele ateş açabiliyor?
Allah korusun, o kurşunlardan biri muayene için hastanede bulunan bir hastaya, bir çocuğa, bir doktora ya da hemşireye isabet etseydi ne olacaktı? Hastanede şifa bekleyen insanların can güvenliği kime emanet?
Hastane dediğimiz yer, insanların kendilerini en güvende hmesi gereken kurumlardan biridir. Bir hasta, can derdine düşmüşken bir de silahlı saldırının ortasında kalma korkusu yaşamamalı.
Üstelik saldırganın hastane binasına girdikten sonra saatlerce bulunamaması da ayrıca sorgulanmalıdır. Hastanelerde güvenlik kameraları, güvenlik görevlileri ve polis noktaları bulunuyor. Böyle bir olayda şüphelinin hastane içerisinde nasıl hareket ettiği, hangi güvenlik tedbirlerinin uygulandığı ve neden daha erken tespit edilemediği mutlaka araştırılmalıdır.
***
Elbette olayın arka planında bir babanın kızının istismara uğradığı iddiasıyla yaşadığı öfke ve tepki bulunuyor. Ancak burada birbirinden ayrı değerlendirilmesi gereken iki konu var.
Birincisi, genç kızın istismar iddiası bütün yönleriyle araştırılmalı, varsa suçlular hukuk önünde hesap vermelidir. İkincisi ise bu iddiayı gerekçe göstererek hastaneye silahla girip ateş açan kişinin eylemidir.
Hiç kimse kendi adaletini kendisi sağlamaya kalkışamaz. Hele ki bunu yaparken onlarca masum insanın hayatını tehlikeye atamaz.
Bana göre bu olayın hukuki değerlendirmesinde kamu güvenliğinin tehlikeye atılmış olması, hastane gibi insanların yoğun bulunduğu bir yerde silah kullanılması ve saldırının doğurabileceği sonuçlar bütün yönleriyle dikkate alınmalıdır.
Elbette verilecek cezaya mahkeme karar verecektir. Ancak kamuoyunun beklentisi de açık: İşlenen eylemin ağırlığına uygun bir yaptırım uygulanmalı, cezasızlık algısını güçlendirecek uygulamalardan kaçınılmalıdır.
Çünkü bugün bir hastanenin camlarına ateş açan kişi, yarın başka bir kamu kurumunda ya da insanların topluca bulunduğu başka bir yerde aynı tehlikeyi yaratabilir.
Adana'da sağlık çalışanlarına yönelik şiddetin, hastanelerde yaşanan kavgaların ve şimdi de silahlı saldırıların önüne geçilmesi gerekiyor.
Sağlık çalışanları görevini korkmadan yapabilmeli, hastalar tedavi olmak için gittikleri hastanelerde can güvenliklerinden endişe duymamalı.
Unutmayalım; hastaneler kimsenin hesaplaşma alanı değildir. Orada çocuklar, yaşlılar, hastalar, doktorlar, hemşireler ve yakınları bulunuyor.
Bir kurşunun nereden çıkacağını, kime isabet edeceğini kimse bilemez. Bu nedenle hastanelerde güvenlik tedbirleri kâğıt üzerinde kalmamalı, en küçük risk bile ciddiyetle ele alınmalıdır.
İstismar iddiası da araştırılsın, silahlı saldırı da hukuk önünde karşılığını bulsun. Ama masum insanların hayatını tehlikeye atan hiçbir eylem görmezden gelinmesin.
Çünkü hastaneye giden insanın tek derdi vardır: Şifa bulmak. Ölüm korkusuyla hastane koridorlarında dolaşmak değil!
|