Bu köşede daha önce çok şey yazıp çizdik. Allah’ın sessiz kullarının, yani sokaktaki can dostlarımızın çektiği çileleri, uğradıkları vahşeti defalarca dile getirdik. Kedi olsun köpek olsun, bu topraklarda yaşanan işkence haberleri, artık bir toplumun vicdan karnesini yansıtan kara bir lekeye dönüştü. "Millet olarak katil ruhumuz mu ortaya çıktı?" diye sormadan edemiyorum; çünkü sadece hayvanlara değil, yaşamın kendisine de tahammülsüz bir kitleyle karşı karşıyayız.
Apartmanlardan Sokaklara: Tahammülsüzlük Kültürü
Sorun sadece sokak hayvanları değil. Toplumsal yaşamın en küçük birimi olan apartmanlardan başlayarak, birbirine tahammülü kalmamış bir toplum yarattık. Komşusuna, onun yaşam alanına saygısı olmayan; yüksek sesle müzik dinleyen, koridorları kendi özel alanı sanan veya otoparkını gasp eden bir anlayışla karşı karşıyayız.

Bu "ben merkezli" anlayış, sokaklara çıktığımızda çok daha vahşi bir boyuta ulaşıyor. Sokakları babasının malı gibi görenler; bir kap su, bir kap mama koymayı çok görenler, can dostlarımıza tekme atanlar... Merhametin "m"sinden nasibini almamış bu anlayış, şehrin her köşesine sirayet etmiş durumda.
"Kaldırımlar Kimin?"
Dünyanın medeni ülkelerinde kaldırımlar yayalarındır. Peki ya bizde? Kaldırımlar önce dükkânların teşhir alanı, sonra motosikletlerin, bisikletlerin ve scooterların otoyolu olmuş durumda. Yaya, kendi şehrinde yürüyemez hale geldi.
Şehrin göbeğinde; Ziyapaşa Çocuk Parkı sokağında olduğu gibi, belediyelerin kendi eliyle kaldırıma dükkân kondurduğu, kamusal alanların işgal edildiği bir şehirleşme modelinden bahsediyoruz. Apartmanların önündeki ortak alanlar, dükkân sahiplerinin "kiralamışçasına" kendi malları gibi kullandığı yerlere dönüştü. Belediye ise bu işgali görmezden geliyor. Eğer belediyeler bu işgallere göz yumuyorsa, bunun arkasında yatan "çıkar ilişkisi" nedir?

Denetimsizlik ve "Mezbelelik"
Özellikle Seyhan ilçesinde yaşayan biri olarak söylüyorum: Yaprak kımıldamıyor! Kaldırımlar işgal altında, yollar köstebek yuvası gibi. Belediyenin asli görevi olan denetim mekanizması tamamen çökmüş durumda. Kaçak yapılar mantar gibi türüyor, yaya yolu işgal ediliyor; fakat ne bir yıkım var ne de bir ceza.
Can dostlarımıza gelince ise büyük bir "tehlike" vurgusuyla onları barınak adı verilen ucube yerlere, ölüme terk etmeye çalışıyorlar. "Barınak nerede?" diye soran hayvanseverlere gösterilecek bir yer bile yok. Sarıçam’daki gibi kuş uçmaz kervan geçmez yerlerde, denetimden uzak alanlarda yapılan çalışmalarla bu sorun çözülmez.

Denetim Nerede? Sinan Gül ve Sorumluluk Makamı
"...Can dostlarımıza gelince büyük bir 'tehlike' vurgusuyla onları barınak adı verilen ucube yerlere, ölüme terk etmeye çalışıyorlar. Ancak bu işin bir de idari denetim boyutu var. Adana Doğa Koruma ve Milli Parklar Bölge Müdürü Sayın Sinan Gül’e sormak gerekiyor: Siz sahada mısınız, yoksa makam koltuğunda mı?

Şehrin dört bir yanında hayvanlara yönelik işkence ve ihmaller kol gezerken, Bölge Müdürlüğü’nün denetimleri nerede? Bir gün olsun bizleri, bu işe gönül verenleri toplayıp; 'Gelin, şu barınakları beraber denetleyelim, şartları yerinde görelim' dediniz mi? Sarıçam’daki gibi kuş uçmaz kervan geçmez yerlerde, adeta gözlerden uzak kurulan bu tesisler birer 'yok etme kampı'na mı dönüştü, yoksa gerçekten birer yaşam alanı mı? Sayın Gül, koltuğunuzun hakkını verin; tabeladaki unvanınızın gerektirdiği denetimleri yapın ve sokaktaki sessiz kulların hakkını korumak için harekete geçin. Görmezden gelmek, en az o vahşeti yapanlar kadar bu suça ortak olmaktır."
Bu paragrafı, makalenin "Denetimsizlik ve Mezbelelik" başlığının hemen altına yerleştirebiliriz. Böylece doğrudan muhataba seslenen, daha caydırıcı ve ciddi bir ton yakalamış olduk.
Artık Ensedenizdeyiz!
Buradan yetkililere ve belediyelere sesleniyorum: Problemin kaynağı sokaktaki canlar değil, sizin plansızlığınız ve denetimsizliğinizdir. Kısırlaştırmayı doğru dürüst yapın, sorun zaten çözülecektir. Siz neyin derdindesiniz?
Biz artık bu şehrin mezbeleliğe dönüşmesine, yayaların yürüyemez hale gelmesine, hayvanların katledilmesine tahammül edemiyoruz. Belediyeler asli görevine dönmeli; çöpleri toplamalı, kaldırımları yayalara açmalı ve işgallere son vermelidir.

Unutmayın; artık ensenizdeyiz. Şehrimizi, vicdanımızı ve huzurumuzu geri istiyoruz. İnsanların can güvenliğini tehlikeye atan motosiklet terörü dahil, her türlü kural tanımazlığın karşısında olmaya ve sizi yakından takip etmeye devam edeceğiz.
Kendi işinizi yapın, şehrimizi yaşanabilir kılın.
YUMOŞ
Canım kızım aramızdan ayrılalı 7 yıl oldu, ama seni hiç unutmadım.
29 Ekim 2010 yılında hayatıma girdin, 26 mayıs 2019’da bana ebediyen veda ettin.
Sen benden hiç gitmedin, bunu Rabbim biliyor. Hep dualarımdasın.
|