Her geçen gün suç oranları artıyor, sürekli hapishaneler yaptırılıyor. Görkemli adalet sarayları inşa ediliyor.
Bir yakınınız cezaevine düştü diyelim.
Görüşme için mutlaka kan bağınız olmalı, ya da özel izin alınmalı.
Siz Kürkçülere veya Suluca cezaevine giderken, aracınızı park ediyorsunuz, şükür orasından park ücreti alınmıyor. Avukatlar için ayrılmış park yeri var, sizden şüphelendiği anda avukatlık kimliğini göstermek zorundasınız.
Hapishane kapısından x ray cihazından kimlik göstererek geçiyorsunuz.
Sakın ola ki, kadınsanız da erkekseniz de muşambalı kaban, ceket veya manto giymeyeceksiniz. Kış mevsimi olduğu için üşütmemek için önceden kalın ceketler giyeceksiniz, siyah olursa sorun yok. O soğuklarda muşambalı kabanlar, ceketlerle giremiyorsunuz. Kapıda bırakıyorsunuz veya bir anahtar kiralıyorsunuz ve eşyalarınızı koyuyorsunuz.
Ama birde şu gerçek var, cezaevine girerken yanınıza para alamıyorsunuz.
En fazla 20 lira. O da kantinden su veya çay gibi ihtiyacınızı karşılıyorsunuz. Eşyalarınızı veya değerli şeylerinizi koymak için anahtar kiralıyorsunuz. 47 lira.
***
İlk kapıdan girdiniz, ikinci kapıdan girerken ayakkabılarınız topuksuz ve plastik olması lazım.
Otobüsle ziyaretçi yerine getiriliyorsunuz, orada kimliğinizi uzatıp kiminle görüşeceğiniz kayıt altına alınıyor. Bu üçüncü, sonra dördüncü kapıda adınız anos ediliyor ve üst araması yapılıyor, yine bir camlı bölme önünde jandarma kimliğinizi alıyor ve deftere not ediyor, kimle görüşeceğiniz akrabalık derecesi soruluyor. Ayrıca bir cihaza gözlerinizi okutuyorsunuz.
Ardından büyük kapıya geliyor, bitmiyor, ayrıca görüşme salonunda da kapıda kontrol ediliyorsunuz.
Cehennemin 7 kapısı gibi.
***
İçerde kesinlikle mahkumlar para kullanmıyor. Devlet sadece size yemek veriyor. Giysi getiriyorsunuz, iç çamaşır ve muşambalı kabanlar, lacivert, mavi turuncu renkler alınmıyor. Ayrıca sadece bir kat giysi alıyorlar.
İç çamaşır, şampuan, sabun, diş macunu, havlu, yüz havlusu gibi ihtiyaçlarınızı cezaevindeki marketten kartınızla alışveriş yapıyorsunuz.
Her şey paraya dönüşmüş, parası olmayanlarda cezaevinde çalışıyorlar. Beleş yatmak yok, paran varsa ihtiyaçlarını karşılıyorsun, yoksa marabasın.
Cezaevi filmlerde gösterilen gibi değil.
Emin olun aynı şeyi Avukatlara da yapıyorlar. Üst araması, hava alanında yurt dışına giderken her şeyinizi çıkarıyorsunuz ya… Cezaevleri görüşleri de aynı!
Demem o ki, 20 yılda çok şey değişmiş!
Emin olun cezaevi süreci sırat köprüsü gibi, burnunuzdan getiriyorlar.
Sevdikleriniz içerde olduğu için katlanmak zorundasınız.
7 kapı geçiyorsunuz, üzerinizde sadece bir kıyafetiniz var, topuklu ayakkabı bile yasak!
O denli yani.
O yüzden kavga ederken, karakol sürecinin dışında bir de cezaevi koşullarını göz alın. Üstesinden gelirseniz, kavgaya devam!
Dört duvar arasında kalmaya katlanırsanız da dalaşmaya, sataşmaya devam!
Özgürlük kıymetlidir, değerini bilin derim.
YILBAŞI SÜSLEMELERİ
Büyükşehir Belediyesi güzel bir şey yaptı, Atatürk Parkı’nı ışıklandırdı. Her akşam orası dolup, taşıyor. Parkta kötü şeylerde oluyor. O kulübeler ne ya?
Son 8 günde sadece Atatürk Parkı’nda 20 bin ton odun yakıldı.
Bugünlerde hava soğuk, rüzgarın yönü hiç belli değil.
Sen ağaçların içindesin, ateş yakıyorsun, kulübelerin ahşap ve çamdan yapılmış, maazallah şiddetli rüzgarda ya bir kıvılcım uçup ağaçları tutuşturursa…
Bunun hesabını kim verebilir?
Adana’nın en önemli parkı sırf birileri kazanç sağlayacak diye tehlikeye atılamaz.
Madem para kazanıyorlar, ee biraz zahmete soğuğa katlansınlar yani.
Burası Erzurum veya Kars değil. Adana’da soğuklar en fazla 40 gün sürüyor.
Dayansınlar.
Atatürk Parkı Adanalılarındır. Şöyle bir bakın kimler park olsun diye arazilerini devlete bağışlamış…
Yeşillerin içinde parka bir vaha olarak kalsın demişlerdi.
Her geçen gün park kan kaybediyor, özelliklerini yitiriyor.
|